Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının 14.03.2007 tarihinden itibaren ikinci davalı üst işveren ... Şirketine ait, “Kemerburgaz yolu No: 4 ....” adresinde hazır beton imalatı ile iştigal eden beton santralinde “mikser operatörü” olarak çalışmaya başladığını, davacının çalışmasının 08.06.2012 tarihine kadar aralıksız ve kesintisiz sürdüğünü; ...’ın imal ettiği hazır betonu taşeron sıfatıyla 1. davalıya taşıttırdığını, davacının sigortasının davalı alt işveren kaydında yatırıldığını; davacının çalıştığı beton santralinin önceleri başka bir alt işveren tarafından işletilmekte iken, önceki alt işverenin ihaleyi kaybederek 31.12.2009 tarihinde işyerinden ayrıldığını, bu nedenle de sigorta kaydında çıkışı ve girişinin olduğunu, davacının fiili çalışmasının kesintiye uğramadığını; iş sözleşmesinin son bulduğu tarihte davacının aylık net 1.100,00 TL garanti kök ücret ile ayda ortalama 750,00 TL devamlılık arz eden sefer primi aldığını, iş yerinde verilen üç öğün yemek ve servis hizmetinden yararlandığını, davalı alt işverenin hiçbir neden göstermeden davacının çıkışını verdiğini, çıkış sırasında kıdem ve ihbar tazminatlarına karşılık 3.200,00 TL’lik bir çek verdiğini, çekin zamanında ödendiğini, davalı alt işverenin hesaplamaya esas hizmet süresini ve ücreti eksik alarak davacıya eksik ödeme yaptığını, davacının davalıya ait işyerinde geçen hizmet süresinin 5 yıl 2 ay 24 gün olduğunu, davacının tüm çalışma süresi boyunca sabah saat 08.00’de işe başladığını, akşam saat 24.00’e kadar çalıştığını, normal mesai bitim saatinin 18.30 olmasına rağmen davacının hiçbir gün bu saatte işten ayrılmadığını, iş olmazsa bile, belki iş çıkar diyerek diğer tüm mikser şoförleri ile birlikte gece geç saatlere kadar işyerinde bekletildiğini, bazen beton dökme işinin uzaması halinde aralıksız 24 saat çalıştığını, davacının haftada asgari 51 saat fazla çalışma yaptığını, fazla çalışma karşılığının ödenmediğini, davalıya ait işyerinde kaçak binalara ve kent merkezlerindeki binalara Pazar günleri beton döküldüğünden, Pazar günlerindeki çalışmalarının daha yoğun olduğunu, davacının pazar günleri çalıştığını, hafta içinde 1 gün izin kullandırma uygulaması olmasına rağmen, davacıya bu hakkın tanınmadığını, haftanın 7 günü çalıştırıldığını, bazen 2-3 ayda bir 2-3 gün gayrı muayyen zamanlarda dinlendiğini, davalı işyerinde, dini bayram günlerinin ilk üç günü dışında kalan tüm milli bayram ve genel tatil günlerinde çalışma yapıldığını, davacıya bu çalışmasının karşılığının yasalara uygun şekilde ödenmediğini, yıllık ücretli izinlerinin kullandırılmadığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı ... Şirketi vekili, davacının alt işveren olan davalı Yu-Bet Şirketinde operatör olarak 04.01.2010 tarihinde çalışmaya başladığını, kendi isteğiyle 08.06.2012 tarihinde istifa ettiğini, davacının istifa etmeden önce net 681,18 TL ücret aldığını, davacının istifa dilekçesinde şahsi sebepleri dolayısıyla istifa ettiğini bildirdiğini; 5.800,00 TL bedelli çekler ile davacının çalıştığı döneme ilişkin tüm hak ve alacaklarının ödendiğini ve davacının davalı Yu-Bet Şirketini ibra ettiğini, davalı Yu-Bet Şirketi çalışanlarının maaşlarını bankadan aldığını, davacı tarafından ihtirazı kayıt ileri sürmeden imzalanan maaş bordrolarında davacının maaşının 681,18 TL olduğunu, şoför olan bir kimsenin 1.100,00 TL gibi bir rakamla çalıştığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı şirkette fazla mesai ve prim uygulamasının olmadığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... Şirketi vekili, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davalı ...’ın uzun zamandır kendisine ait tesislerde beton üretimi yaptığını, üretilen betonun taşınması için çeşitli firmalarla ihaleler yoluyla hazır beton taşıma sözleşmeleri yaptığını, davacının diğer davalı nakliye şirketinin elemanı olarak, davalı ...’a ait tesiste yüklenicinin üstlendiği işleri gördüğünü, davalı ... ile diğer davalı Yu-Bet firması arasında imzalanan “Hazır Beton Taşıma ve Pompalama Sözleşmesi”nin İş Sağlığı ve Güvenliği ve Diğer Yükümlülükler başlıklı madde 15/14 hükmü gereği; davalı ...’a hiçbir sorumluluk yüklenemeyeceğini, davalı ...’m asıl işveren olmadığını, davacının davalı ... başta olmak üzere diğer davalı nezdinde 5 yıl 2 ay 24 günlük bir kıdemi bulunmadığını, davacının kıdeminin davalı ... ile ilgisi bulunmayan sebeplerle kesintiye uğradığını, davacının haftalık 45 saati geçen fazla çalışmasının olmadığını, tesisteki çalışma saatlerinin 08.00- 16.00 arasında olduğunu ve çalışanlara hafta tatili kullandırıldığını, kış aylarında çalışmaların çok daha erken saatlerde bitirildiğini; işverenin iyi niyetli olarak, davacının mağduriyetine yol açmamak üzere kıdem ve ihbar tazminatı için 3.200,00 TL'lik çek keşide ettiğini ve ödemesinin gerçekleştiğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının 14.03.2007 tarihinden itibaren ikinci davalı üst işveren ... Şirketine ait, “Kemerburgaz yolu No: 4 Ayazağa-Şişli-İstanbul” adresinde hazır beton imalatı ile iştigal eden beton santralinde “mikser operatörü” olarak çalışmaya başladığı, davacının çalışmasının 08.06.2012 tarihine kadar aralıksız ve kesintisiz sürdüğü, 2 yıl 5 ay 4 gün hizmet süresi olduğu, iş akdinin tazminat gerektirmeyecek şekilde feshedildiğini ispat yükümlülüğünün davalı işverene ait olduğu, işverence haklı feshi düzenleyen İş Kanunu 25. maddesine uygun bir fesih olmadığı ve davacının iş akdinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiği; bu çerçevede davacının 1475 sayılı İş Kanununun 14. maddesinde öngörülen kıdem tazminatı talebinde ve davacının iş akdinin 4857 sayılı İş Kanununun 24 ve 25. maddesinde yazılı nedenlere dayanmaksızın feshedilmiş olması ve 17. maddede belirtilen şekilde usulüne uygun ihbar süresi tanınmamış olması nedeniyle de ihbar tazminatı talebinde haklılık bulunduğu; kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücret bağlamında yıllık izinlerin kullanıldığının ispatının işverenlikçe ancak yıllık ücret izin defteri veya emsali yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiği halde bu konuda herhangi bir belge ibraz edilemediğinden ödenmeyen yıllık izin ücreti alacağının bulunduğu, yine tanık anlatımları kapsamında davacının ödenmeyen fazla mesai alacağı, hafta tatili alacağı ve genel tatilgünleri ücret alacağının bulunduğu (tanık anlatımları, işyeri koşulları, davacının yaptığı işin niteliği, İş Kanunu gereğince ara dinlenmelerin düşülmesi ile fiili çalışma olgusu, insanın çalışma gücü ve Yargıtay uygulamaları dikkate alınarak hesaplanan), bu süreler takdiri delil niteliğindeki tanık anlatımlarıyla belirlendiğinden bir işçinin günlük normal çalışma süresinin üzerinde sürekli olarak fazla çalışma yapmasının hayatın olağan akışına uymadığı ve hastalık, mazeret, izin gibi nedenlerle çalışılamayan günlerin olmasının kaçınılmazlığı gözetilerek bu sürelerden fazla mesai alacağından ve hafta tatili ücreti alacağından takdiren indirim yapılmasının hakkaniyete uygun düşeceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar süresi içinde davacı vekili, davalı ... Şirketi vekili, davalı ... Şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Somut uyuşmazlıkta, davalı olarak kabulü gereken ... Şirketi bakımından;

Dava dilekçesinde davalı olarak “... Batı Çimento Holding AŞ” yazılıdır.
Davaya cevap dilekçesini “... Batı Çimento San. ve Tic AŞ” vekili vermiş, aynı şirket vekili davayı takip etmiş, davanın esasına ilişkin savunmalar yapmış ve davayı takip etmiştir.
Yargılama sırasında “... Batı Çimento Holding AŞ” vekili dilekçe vererek, müvekkilinin “... Batı Çimento San. ve Tic AŞ” ile farklı tüzel kişiliği olduğunu, davanın müvekkiline karşı açılmasına rağmen davaya cevabın “... Batı Çimento San. ve Tic AŞ” tarafından verildiğini ve gene bu şirketin davayı takip ettiğini, müvekkilinin davacı ve davalı ... Şirketi ile bir ilişkisi bulunmadığını, müvekkili hakkındaki davanın husumet yokluğuından reddinin gerektiğini savunmuştur.
Bilahare davacı vekili dilekçe vererek, dava dilekçesinde davalıyı “... Batı Çimento Holding AŞ” olarak sehven, maddi hata sonucu yazdıklarını, sonraki tüm dilekçelerinde davalıyı “... Batı Çimento San. ve Tic AŞ” şeklinde yazdıklarını, “... Batı Çimento San. ve Tic AŞ” tarafından davaya cevap verildiğini, yani dava dilekçesinin tebliğ edildiğinin anlaşıldığını ileri sürmüştür.
Ticaret Sicili Gazetesine göre bu iki ... Şirketi birbirinden farklı tüzel kişilikler olmakla birlikte aralarında kuvvetli organik bağ mevcuttur.

Gerekçeli karar her iki ... Şirketi’nin ortak vekiline tebliğ edilmiştir.
SGK belgeleri dosyada mevcut olmadığı için bu iki ... Şirketi’nin işyeri SGK ünvanları dosyanın mevcut hali ile görülememektedir.

Gerekçeli karar başlığında davalı olarak “... Batı Çimento Holding AŞ” davalı olarak yer almış ve hükümde de işçilik alacaklarından sorumlu tutulmuştur.
Davacının çalşıtığı işyerlerine ve bu arada yukarda bahsedilen her iki ... Şirketi’ne ilişkin SGK kayıtları ve gerekir ise bu iki ... Şirketine ilişkin Ticaret Sicili kaytıları ilk tesis tarihlerinden itibaren getirtilmeli, bu iki ... Şirketi vekilinin ve davacının davalının hangi ... Şirketi olduğu hakkındaki beyanları da tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilerek davalının hangi Şirket olduğu, tespit tesit olunmalı davalı buna göre hizmet süresi ve işçilik alacaklarından sorumlu olup olmadığı denetime elverişli şekilde gerekçelendirilerek ortaya konup sonuca gidilmelidir.

3-Fazla mesai ücretinin sübutu bakımından;
Davalı vekili yargılama sırasında davacı tanıklarından M.S.nin davalı ile davası olduğu yönünde itirazda bulunmuştur. Bu husus temyiz aşamasında da ileri sürülmüştür. Davacı tanıklarının davalı grup şirketi ile davalı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, davalı tanıklarının beyanlarına göre de bir miktar fazla mesai çıktığı görülmektedir. Dairemizin 2014/11959 Esas sayılı bozma ilamında “davacının haftanıın 6 günü 08.00-21.00 saatleri arasında 2 saat ara dinlenmesi verilerek çalıştığının kabulü ile” hesaplama yapılması belirtilmiştir. Davacı ile davacı tanığı M.S.nin işlerinin de aynı olduğu gözetildiğinde, eldeki davacının da haftanıın 6 günü 08.00-21.00 saatleri arasında 2 saat ara dinlenmesi verilerek çalıştığı kabul edilerek sonuca gidilmelidir. Davacı tanığı M.S.ye ait Dairemizin 2014/11959 Esas sayılı dosyasında “haftanıın 6 günü 08.00-21.00 saatleri arasında 2 saat ara dinlenmesi verilerek çalışma” hangi tarih aralığı için kabul edilmiş ise eldeki dosyada da en fazla o tarih aralığı için kabul edilmelidir. Diğer dönemler yönünden ise davalı tanıklarının bu yönleri gözetilmelidir.
Ayrıca dosyda bu hesaplama dışı döneme ilişkin 2 adet bordroda (2012 yılının 2. ve 5. ayı bordrolarında) fazla mesai tahakkuku bulunmaktadır. Davalı tanığının beyanına göre saat 18: 00’dan sonraki fazla mesailer ödendiğinden bu tahakkuklar, saat 18: 00’den sonra yapılan fazla mesai için hesaplanan ücretten mahsup edilmelidir.
4- 2800 TL bedelli çek ile ödeme savunması bakımından;
Davacı vekili bu ödemeyi davacının kıdem ve ihbar tazminatı karşılığı aldığını belirtmiştir. Bu çekin eki ibranamede ise çeke atıf yapılarak kıdem tazminatı, mesai, yıllık izin alacaklarını aldığını belirtmiştir.
Tarafların bu çek hakkındaki dosyada halihazırda mevcut beyanları ve dosyadaki mevcut bilgi ve belgeler bir arada irdelenerek bu çekin işçilik alacaklarına etkisi değerlendirilmelidir. Bu çekin kabul edilen işçilik alacaklarına etkisinin değerlendrilmemesi hatalıdır.
5-3000 TL bedelli çek ile ödeme savunması bakımından;
Bu çekteki keşide tarihi fesih tarihinden öncedir.
Davacı vekilinin, davacının bu çeki ihtiyacı için davalıdan aldığı, ama sonradan davacının banka kredisi alması üzerine bu çekin davalıya iade edildiği, bu durumun çekin arkasındaki şerhten de belli olduğu, bankadan sorulması halinde de çekin ödenmediğinin anlaşılacağı, neticeten bu çekin davacıya ödenmediği, davalıya iade edildiği yönünde iddiası mevcuttur. Bu nedenle çekin karşılığının ödenip ödenmediği, davalıya iade edilip edilmediği hakkındaki iddialar, ödenmiş ise hangi alacak için ödendiği taraf vekillerinden ve gerekir ise davacı asıl duruşmaya bizzat celbedilerek davacı asıldan bizzat sorularak hüküm altına alınan alacaklara mahsup edilip edilmeyeceği araştırlmalıdır.
6-3200 TL bedelli çek ile ödeme savunması bakımından;

Dava dilekçesinde, çıkış esnasında davacıya 3200 TL bedelli çek verildiği belirtmiştir. Ancak davacı vekili sonraki bir dilekçesinde bu çekin bedelinin 3200 TL değil, 2800 TL olduğunu, dava dilekçesinde maddi hata yaptıklarını belirtmiştir.
Davalı ... Şirketi vekili 3200 TL bedelli çek ile davacıya ödeme yapıldığını, 3200 TL karşılığı makbuzun dosyada olduğunu belirtmiştir.
Dosyada 3200 TL bedelli bir çek ya da 3200 TL bedelli bir makbuz mevcut değildir.
3200 TL bedelli çek ve makbuz taraflardan sorularak, var iseler, dosyaya celbedilmelidir.
Bu çek ve makbuz taraflara açıklatılmalı, gerekirse davacı asıl duruşmaya bizzat celbedilerek bu çek ve makbuz kendisine açıklatılmalı sonucuna göre hüküm altına alınan alacaklardan mahsup edilip edilmeyeceği araştırılmalıdır.

7-Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).
b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Somut olayda, Dosyadaki 2800 TL bedelli çek fotokopisinin hemen altında 08/06/2012 tarihli ibraname fotokopisi de mevcuttur.
Bilirkişi raporunda ise 08/06/2012 tarihli ibranameden bahsedilmesine rağmen 2800 TL bedelli çekten hiç bahsedilmemiştir.
Dolayısı ile bilirkişi raporunda bahsedilen ibranamenin, 2800 TL bedelli çek fotokopisinin hemen altında aynı kağıtta yer alan ibranameden farklı bir ibraname olup olmadığı anlaşılamamaktadır.
Başka bir ibraname olup olmadığı taraflardan ve söz konusu raporu hazırlayan bilirkişiden sorulmalı ve başka bir ibraname var ise dosyaya celbedilmelidir.
2800 TL beldelli çek fotokopisi ile aynı sayfada yer alan ibranamenin neticeye etkisi irdelenmelidir. Ayrıca, varsa, dosyaya yukarda belirtilen şekilde araştırılarak celbedilecek ibranamenin de işçilik alackalarına etkisi irdelenmelidir.

8-Hesaplamalara esas hizmet süresi bakımından;
Davacı vekili, davacının davalı nezdinde 14/03/2007 tarihinde işe girdiğini ileri sürmüştür.

İddia edilen çalışma süresinin 14/03/2007-04/01/2010 tarihleri arasındaki süreden davalıların sorumlu olup olmadığı araştırılmamıştır. SGK belgeleri dahi dosyada mevcut değildir. Hizmet dökümünün bile bulunmadığı kök bilirkişi raporunda yazılıdır.

Dava dilekçesinde 14/03/2007 tarihinden itibaren asıl işveren davalı ... Şirketi nezdinde önce başka alt işverende sonra, davalı ... Şirketi’nde çalıştığı ileri sürülmüştür.
SGK’ndan davacının hizmet döküm cetveli getirtilmeli, bu dönemde davacının çalıştığı işyerlerine dair bilgi ve belgeler getirilmelidir. SGK’ndan ayrıca, bu işyerlerinin, ihale, hizmet alım, taşeronluk, taşıma, müteahhitlik ve sair bir sözleşmeye dayalı olarak çalışıp çalışmadığı sorulmalı, bu işyerleri böyle bir sözleşmeye, ihaleye dayalı olarak çalışmış ise bu sözleşmeyi kimle, hangi şirketle yaptığına ilişkin belgeler, ilgili sözleşmeler, ihale evraklarının gönderilmesi istenmelidir. SGK’ndan ayrıca, davacının bu dönemde çalıştığı işyerlerinin “...” ünvanlı herhangi bir şirketle ilgisi ya da davalı ... Şirketi ile ilgisi olup olmadığı sorulmalı, var ise nasıl bir ilgisi olduğuna, “...” ünvanlı şirketin tam ünvanına ve ... Şirketine dair her türlü SGK belgesinin ve asıl-alt işverenler, arasındaki sözleşme, ihale, hizmet alım, taşeronluk, taşıma, müteahhitlik gibi belgelerin gönderilmesi istenmelidir.
Taraflardan 14/03/2007-04/01/2010 tarihleri arasında davalı ... Şirketi için ihale, hizmet alımı yolu ile çalışan alt işverenler, taşeronlar, davacının hizmet döküm cetvelinde belirtilen tarih aralığında görünen işverenler ile “...” ünvanlı bir şirketin ya da davalı ... Şirketinin bir ilgisi olup olmadığı, var ise hangi ünvanlı şirket ile ne gibi bir ilgisi olduğu sorulmalı gerekirse tanıklar bu konularda yeniden dinlenmeli davacının bu dönemedeki alt işverenden ne şekilde ayrıldığı araştırılmalıdır.
Neticeten, bu araştırma ve incelemeler sonucunda 14/03/2007-04/01/2010 tarihlari arasındaki dönemin tamamının ya da bir kısmının, eldeki davaya konu hesaplamalara esas hizmet süresine eklenip eklenmeyeceği tüm alacak kalemleri bakımından ayrı ayrı irdelenerek sonuca gidilmelidir.
Hizmet süresindeki bir değişikliğin tüm alacak kalemlerine etkisi de irdelenmelidir.

9-Ulusal bayram genel tatil ücreti bakımından;
Davacı tanıklarının bildikleri dönem gerekçe gösterilerek bir kısım hizmet süresi hesaplama dışı bırakılmış ise de davalı tanıklarının beyanlarından da bir kısım ulusal bayram genel tatil çalışması yapıldığı anlaşılmaktadır. Davalı tanıklarının davacı ile çalışması nedeni ile bildiği dönem E.K’ya göre, E.K’nın bilmediği dönem ise davalı tanıklarından Ü.Y’ye göre ve davacı ile birlikte çalışması nedeni ile bildiği dönem itibari ile ulusal bayram genel tatil ücreti hesaplanmalıdır.

10-Dava dilekçesindeki miktarların ıslah zamanaşımı miktarlarına eklenmesi bakımından;
Davalı ... Şirketi vekili, davacının müvekkili nezdinde 04/01/2010 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını belirtmiştir.
Hükme esas bilirkişi raporunda ise hesaplamanın 01/04/2010 tarihinden itibaren yapılması ve ıslah zamanaşımına uğramayan miktara dava dilekçesi ile talep edilen miktarın eklenip eklenmeyeceğinin, eklenecek ise ne kadarının ekleneceğinin irdelenmemesi hatalıdır.

11-Yıllık izin ücreti bakımından;
2010 ve 2011 yıllarının yıllık ücreti izinleri için 550’şer TL ödendiğine dair belgeler nedeni ile yıllık izin ücreti talepbi reddedilmiştir.
Yıllık izin hakkı fesihle birlikte parasal bir alacağa dönüşeceği için fesih gerçekleşmeden yıllık izin kullanımı yerine ücretinin ödenmesinin yıllık ücretli izin hakkını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle bu ödemelerin davacının eldeki davada talep ettiği yıllık izin ücreti talebinden mahsup edilemeyeceğinin gözetilmemesi hatalıdır.
Ayrıca, yıllık izin ücretinin hesabına esas ücret meblağına sefer priminin de dahil olduğunun, bu nedenle yapılan toplam 1100 TL ödemenin fasih tarihindeki sabit ücreti ve sefer primi toplamı olan ücret üzerinden hesaplanacak 28 günlük ücretten düşük olduğunun düşünülmemesi de kabule göre hatalıdır.

12-Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden sözedilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Dosyada tarafların ileri sürdükleri iddialar, savunmalar, deliller ve dayandıkları istifa, ibraname ve sair belgeler hakkında Mahkeme’nin gerekçeli kararında yeterli gerekçe bulunmaması hatalıdır.

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 14/09/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.