Dava, 506 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yaşlılık aylığı alanların aylığında yapılan maaş artışları dikkate alınarak alması gereken yaşlılık aylıklarının tespiti ile eksik ödenen yaşlılık aylıkların yasal faizi ile davalı vakıftan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Yerel mahkemece, 23.07.2008 tarihli davanın reddine dair verilen karar; Geçici 20. madde kapsamında yer alan sandıklar ile 506 sayılı Yasa arasındaki ilişki, anılan Yasa'nın, bu sandıklar için bir alt sınır oluşturması ile gerçekleşir. Davalı Vakıf tarafından bu alt sınır, bağladığı aylıklara yapılan artış oranlarının, SSK sigortalılarına bağlanan yaşlılık aylıklarına yapılan artış oranlarının karşılaştırılması suretiyle bulunması gerekir. Artış oranının, 506 sayılı Yasa uyarınca yaşlılık aylığı alanlara yapılan artış oranından daha az olması durumunda, davalı Sandık yönünden yaşlılık aylığı artış oranı konusunda ek yükümlülük doğacağından, Vakıf Senedindeki düzenlemelere göre aylıklarında artış olan kimselerin, ayrıca 506 sayılı Yasanın aylık artışlarına dair hükümlerinden de yaralanmaları gerekeceğine değinilerek 07.04.2009 tarihli kararımız ile bozulmuş ve Mahkemece; bozmaya uyulmuştur.
Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.2008 gün 2008/19-624 Esas, 2008/632 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere, bozma kararına uyulmakla, bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli müktesep hak doğar ise de; Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş usuli müktesep hak müessesesinin birçok hukuk kaideleri gibi özellikle kamu düzeni düşüncesi ile getirilmiş istisnaları bulunmakta olup, bunlardan birisi de aynı konuda yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir kanunun çıkmasıdır.
Bozma kararımızdan sonra, bu konuda 25.02.2011 tarih 27857 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanunun 53. maddesi ile 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine eklenen yeni fıkra ile “Birinci fıkranın (b) bendinin uygulanmasında, yardımların sağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırın belirlenmesinde muadil miktar karşılaştırması esas alınır. Ancak, gelir ve aylıkların artırılmasında 506 sayılı Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıkların artırımına ilişkin hükümler devir tarihine kadar uygulanmaz. 5510 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinin onikinci fıkrasında yer alan sınırlama dâhilinde sandıkların kuruluş senetlerinde yer alan hükümler ve sandıkların uygulamaları saklıdır. Bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanır.” hükmünün öngörülmüş olması karşısında, alt sınırın belirlenmesinde, Vakıf emeklisi ile emsal durumda bulunan SSK emeklisine ödenen yaşlılık aylığı miktarı ile Vakıf emeklisine ödenen yaşlılık aylığı miktarlarının karşılaştırılmasının yapılmasına, yapılacak karşılaştırma sonucu, SSK emeklisine ödenen aylığın Vakıf emeklisine ödenen aylıklardan fazla olması durumunda, davalı Vakıf yönünden yaşlılık aylığı miktarı konusunda ek yükümlülük doğacağından aradaki farkın Vakıf emeklisine ödenmesinin gerekmesine, somut olayda; dava konusu dönemde, Vakıf emeklisi davacıya, Vakıf senedi hükümlerine uygun olarak ödenen aylıkların, emsali durumda olan SSK emeklisine ödenen aylığın altına düşmediğinin anlaşılmasına göre davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Ancak, açıldığı tarihteki mevzuat hükümlerine uygun olan davanın, yasal dayanağını oluşturan düzenlemenin, yargılama sürecindeki yasa değişikliğiyle ortadan kalkması nedeniyle reddinde, tarafların sorumluluğu bulunmadığı halde; her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceği yönündeki usul kuralından hareketle davacının, davada haksız çıkan taraf olarak nitelenip vekalet ücretiyle sorumluluğuna hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
Hüküm fıkrasında davalı yaranına vekalet ücreti takdirine ilişkin olan (3) numaralı bendin silinerek hüküm fıkrasından çıkarılmasına, Yargılama giderlerine ilişkin bendin (4) olan sıra numarasının silinerek yerine (3) numarasının yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.