1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi tarafından istinaf isteminin kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına ilişkin karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin miras bırakanı ...’in 111 ada 312 (eski1520) parsel sayılı taşınmazını 11.01.1982 tarihinde torunu olan davalıya bağışladığı hâlde 68.000 TL (eski para birimi ile) karşılığı satılmış gibi göstererek mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak temlik ettiğini, taşınmaz için bedel ödenmediğini, miras bırakanının taşınmazını satmaya ihtiyacının olmadığını, bedelde de muvazaa yapıldığını, müvekkilinin farklı bir köyde yaşaması nedeniyle çekişmeli taşınmazı şu ana kadar miras bırakana ait olarak bildiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı cevap dilekçesinde; müvekkilinin çekişmeli taşınmazı gerçek bedeli karşılığında satın aldığını, ayrıca eşi, annesi ve babası ile birlikte miras bırakana ölünceye kadar baktıklarını, onun her türlü ihtiyacı ile ilgilenerek masraflarını karşıladıklarını, otuz beş yıl geçtikten ve taşınmaz değerlendikten sonra dava açılmasının kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.11.2017 tarihli ve 2016/515 E., 2017/455 K. sayılı kararı ile; davacı tarafın işlemin muvazaalı olduğu yönündeki iddiasını davacı tanıkları ile dahi ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
7. İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf yoluna başvurulmuştur.
8. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 20.04.2018 tarihli ve 2018/859 E., 2018/853 K. sayılı kararı ile; ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri ile toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunmayışı, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki, temlik edilen malın miktarı ve murisin tüm mamelekine oranı, temlikin makul karşılanabilecek bir sınırda bulunmayışı gözetildiğinde miras bırakanın yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak esas hakkında yeniden karar verilmesine, davanın kabulü ile dava konusu ... ili ... ilçesi ... Mahallede kain 111 ada 312 parsel sayılı taşınmazda davalı ... adına olan tapunun davacının murisi ...'den gelen 1/3 miras hissesi nispetinde iptali ile; taşınmazın tümü 3 hisse kabul edilerek 1/3 hissesinin davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline geri kalan 2/3 hissenin ise davalı ... üzerinde ipkasına karar verilmiştir.
9. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay 1. Hukuk Dairesini 23.05.2019 tarihli ve 2018/2881 E., 2019/3336K. sayılı kararı ile;
“… 6100 sayılı HMK’nin 190. ve 4721 sayılı TMK’nin 6. maddeleri uyarınca herkesin iddiasını ispatla mükellef olduğu, dinlenen davacı tanıklarının temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğuna yönelik beyanlarının bulunmadığı, davacı tarafın iddiasını ispata yarar başkaca delil göstermediği, dosya kapsamında mirasbırakan ile davacı kızı arasında temlik tarihinde mal kaçırmayı gerektirecek herhangi bir husumetin ortaya konulamadığı, dava konusu taşınmazın geldisi olan 752 sayılı parselden davacının da içinde bulunduğu ... mirasçıları tarafından o dönemde davalıya bir kısım yer verildiği, aralarında bir husumetin bulunmadığı, muris muvazaası nedenine dayalı iptal-tescil davalarında herhangi bir hak düşürücü süre ya da zamanaşımı süresinin olmadığında kuşku yok ise de; temlik ve murisin ölüm tarihi üzerinden çok uzun süre geçmesinin eldeki davada olduğu gibi ispat hukuku açısından sorunlar doğurduğu, akitte gösterilen bedel ile keşfen saptanan gerçek değer arasındaki farkın da tek başına temlikin muvazaalı olduğunu göstermeyeceği bir bütün halinde değerlendirildiğinde mirasbırakan tarafından yapılan temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekir iken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
11. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 23.12.2019 tarihli ve 2019/1707 E., 2019/2746 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda dosya kapsamı ve taraflarca sunulan delillere göre, miras bırakanın maliki olduğu dava konusu 312 (eski 1520) parsel sayılı taşınmazını 11.01.1982 tarihli ve 18 yevmiye numaralı işlemle davalı torunu ...’e satış suretiyle temlik etmesi işleminin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun ispat edilip edilemediği, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
14. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 819).
15. Muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19. [mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 18.] maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin birinci fıkrasında;
"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" hükmüne yer verilmiştir.
16. Buna göre muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir.
17. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukukî işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukukî işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukukî işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukukî işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.
18. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukukî sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.
19. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve “muris muvazaası” olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır. Muvazaa davalarının büyük bölümü muris muvazaasına ilişkin bulunmaktadır.
20. Az yukarıda açıklanan TBK’nın genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır.
21. 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir.
22. 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, miras bırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.
23. Muris muvazaasında, miras bırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, miras bırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda “tam muvazaa” özelliği de taşınmaktadır.
24. Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde miras bırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.
25. Bu nedenle, miras bırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır.
26. Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, miras bırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.
27. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında, miras bırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.
28. Dava açan mirasçılar, miras bırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, miras bırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukukî yararlarının bulunduğu açıktır.
29. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.
30. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
31. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir.
32. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; 1906 doğumlu miras bırakan ...’in 16.02.1989 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı kızı ...’ı ölü oğlu ...’in çocukları olan davalı ... ile dava dışı torunlarını ve yine ölü oğlu ... dava dışı kızı ...’yı mirasçı olarak bıraktığı, miras bırakanın maliki olduğu dava konusu ... ili, ... ilçesi 1520 parsel sayılı taşınmazını ( 6.800 m2’lik Tarla) 11.01.1982 tarih ve 18 yevmiye no’lu işlemle davalı torunu ...’e satış suretiyle temlik etmiştir.
33. Dava konusu 1520 sayılı parselin (yenileme ile 111 ada 312 sayılı parsel) geldi kayıtlarının incelenmesinde ise; taşınmazın 31.300 m2’lik tarla olarak 752 sayılı parsel olarak kök muris ... (miras bırakan ...’in eşi) adına kayıtlı iken ...’in ölümü üzerine; 07.12.1979 tarihli ve 1422 yevmiye numaralı işlemle mirasçıları ... (7825/31300), ... (7825/31300), ... (7825/31300) ve ... (7825/31300)’ya intikal ettiği, aynı tarihte 1423 yevmiye numaralı “ Hibe – Tebdil” işlemi ile; ..., ..., ... ve ...’nın taşınmazın toplamda 3000/31300 payını davalı ...’e devrettikleri, kök 752 sayılı parselin 1981 yılında beş parçaya ifrazı ile 1520 sayılı parselin ( 6.800 m2’lik Tarla) ... adına tescil edildiği, 1520 sayılı parselin köy hudutlarından çıkması ile de 111 ada 312 sayılı parsele gittiği anlaşılmıştır.
34. Dosya kapsamında dinlenen davacı tanıklardan ...’nın; muris ...'in 1989 yılının ikinci ayında öldüğünü, kendisinin o sırada Almanya'da olduğunu, taşınmazın hangi tarihte ve ne amaçla satıldığını bilmediğini, taşınmazı satma konusunda ihtiyacı olup olmadığını da bilmediğini ayrıca ...'in, davalı ... ve ... tarafından bakıldığını, bakım konusunda anlaşma olup olmadığını bilmediğini, diğer torunları ile bakım konusunda anlaşma yapılıp yapılmadığını bilmediğini, davacı tanığı ...’nın; benzer beyanlarla kendisinin tapu şerhinden haberi olmadığını, ne zaman el değiştirdiğini bilmediğini beyan ettiği davacı tanığı ...’ın; ...’in ... ile yapmış olduğu satış sözleşmesinden haberinin bulunmadığını, ...’e ...’nın baktığını, murisin bakıma muhtaç olmadığını, davalı tanıklarından ...’in; davalı ...'in ...'a baktığını bildiğini; davalı tanığı ...’in benzer beyanlarla ...'in yaşlılığı ile murise baktığını, davalı tanığı ...’in; ...'in ...'a bir kaç ay baktığını miras bırakanın onun dışında ... tarafından bakıldığını, davalı tanığı ...’in murise kendisinin baktığını, ...’in kardeşlerinin satıştan haberdar olduğunu, ...’in; murisin "bana kim bakarsa taşınmazı ona satacağım" dediğini, murise ...’in baktığını beyan ettikleri tespit edilmiştir.
35. Dinlenen davacı tanıklarından hiçbiri çekişmeli temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı yapıldığını ifade etmemiştir. Davacı taraf iddiasını ispata yarar başkaca delil göstermediği gibi dosya kapsamından da miras bırakan ile davacı kızı arasında temlik tarihinde mal kaçırmayı gerektirecek herhangi bir husumeti ortaya konulmamıştır. Yine dava konusu taşınmazın geldisi olan 752 sayılı parselden davacının da içinde bulunduğu ... mirasçıları tarafından o dönemde davalıya bir kısım yer verildiği anlaşılmıştır. Davaya konu taşınmaz için akit tablosunda gösterilen bedel ile dava konusu taşınmazın keşfen saptanan gerçek değeri arasında bir fark da bulunmamaktadır.
36. 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulayabilmek için davacı tarafın miras bırakanın yaptığı temlik ile mirasçılarından mal kaçırma amacıyla hareket ettiğini ispatlaması gerekmektedir.
37. Yukarıda anılan tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde, eldeki davada ispat yükü kendisinde olan davacı tarafın miras bırakanın çekişmeli temlik ile mirastan mal kaçırma amacıyla hareket ettiğini kanıtlayamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmelidir.
38. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; miras bırakanın dava konusu taşınmazı satmasını gerektirir haklı bir nedeninin bulunmadığı, murisin devirden yedi yıl sonra vefat ettiği, davalının davalı tarafın beyanlarının bir kısmında parası ödenmek suretiyle alındığının beyan edilmesine rağmen bir kısmında ise sadece bakım karşılığı devredildiğinin savunulduğu gözetildiğinde anılan beyanların çelişkili davranış yasağı kapsamında değerlendirilmesinin gerektiği, dosya kapsamından murisin mirasçılarından üstün tutarak mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak temlikte bulunduğunun anlaşıldığı, buna göre davanın kabulüne karar verilmesinin isabetli olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
39. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
40. Bu nedenle direnme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.10.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
Uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmî sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmî sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Bu açıklamalarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davaya konu taşınmaz 6800 m² yüzölçümlü 111 ada 132 parsel sayılı taşınmazdır. Taşınmazın geldi parseli olan 1520 parsel muris ... adına tapuda kayıtlı iken 11.01.1982 tarihinde 68.000 TL (yeni TL ile 7 kuruş) bedelle satış gösterilmek suretiyle torunu davalı ...’e devredilmiştir.
1520 parselin geldi parseli olan 752 parsel 31.300 m² olup muris ... adına kayıtlı iken 07.12.1979 tarihinde mirasçılara intikal yapıldığı, 7825'er pay olarak murisin eşi ... ve çocukları ..., ... ve ...’ye intikalden sonra aynı gün yapılan işlemle ..., ... ve ... yönünden 833’er mt² ye karşılık gelen 833’er pay ve ... yönünden 501 m² ye karşılık gelen 501 pay olmak üzere toplam 3000 m² karşılık gelen 3000 pay davalı ...’e hibe edilmiş ve hibe-tebdil işlemi yapılmıştır.
Sonrasında açılan ortaklığın giderilmesi davasında verilen taksim kararı ile 6800 mt ² ye karşılık gelen bölüm ... adına tescil edilmiştir. ... adına ayrı parsel olarak tescil edilen bu taşınmazı 11.01.1982 tarihinde devretmiştir.
Bozma kararında 1979 yılında mirasçıların 3000 payı davalıya hibe etmiş olmalarına da değinilerek aralarında o dönemde bir husumetin bulunmadığı, ayrıca muris ile davacı kız arasında temlik tarihinde mal kaçırmayı gerektirecek husumetin bulunmadığı hususlarına da değinilerek muris tarafından yapılan temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmadığı belirtilmiş ise de muvazaaya konu işlem hibe yoluyla pay temliki üzerinden iki yılı aşkın süre geçtikten sonra yapılmıştır. Sonrasında yapılan temlik için iki yıl aşkın süre öncesindeki hibe işleminin muvazaa bulunmadığına delil teşkil etmesi mümkün değildir.
Muris ... temlik ettiği taşınmaza eşi ...’ten miras yoluyla malik olmuştur. ... adına kayıtlı başka taşınmaz bulunmadığı, yapılan temlik işleminin murisin tek mal varlığına ilişkin olduğu da açıkça anlaşılmaktadır.
Davacı tanığı ... murisin taşınmazı ihtiyaç içinde olması nedeniyle satmış olmadığını belirtmiştir. Davalı tanığı ..., davalının sağlığında birkaç ay murise bakmış ise de öncesinde oğlu ... tarafından bakıldığını, davacı tanığın ... ise ...’in değil babası ...’nın murise baktığını beyan etmiştir. Tanıkların ağırlıklı beyanlarından anlaşıldığı üzere murisin ölümünden 7 yıl öncesi olan1982 tarihinde davalının murise bakmakta olmadığı bu nedenle minnet duygusu ile taşınmazı devretmiş olduğu sonucuna da varılamayacağı anlaşılmıştır. Murisin bu taşınmazı satmasını gerektiren bir neden de ortaya konulmamıştır.
Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle, murisin taşınmazı satmasını gerektirir bir neden bulunmadığı hâlde oğlu ...’nın çocuklarından olan davalı ...’e tek mal varlığı olan taşınmazını devretmiş olduğu, anlaşılmış olup, gerçek bir satış bulunmadığı, yapılan temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı muvazaalı temlik olduğu açıkça anlaşıldığından direnme kararına konu hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, yapılan temlikin muvazaalı olduğu kabul edilerek Özel Daire kararı gibi hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.