Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 15.03.2018 tarih ve 2014/656 E.- 2018/359 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 28.05.2020 tarih ve 2018/1556 E. - 2020/529 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 04.10.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı... Bank vekili Av. ... ve fer'i müdahil vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının davalı banka (... A.Ş.) ... Şubesi'ne 17.06.1999 tarihinde 242.816,54.-DEM ( 124.150,126.-EUR) mevduatını yatırdığını,mevduatın henüz vadesi gelmeden 21.12.1999 tarihinde... yönetimine el konulduğu ve TMSF'a devredildiği, daha sonra ... ile birleştirilerek nihayetinde de ...'ın... Bank'a satılarak... Bank olduğunu, davacının mevduatının... A.Ş. yönetimi tarafından ...Off-Shore Bank Ltd. adlı paravan bankaya aktarıldığını, havale talimatı imzalatıldığını,toplanan paranın... A.Ş yönetimi tarafından grup şirketlerine usulsüz kredi vermek suretiyle tüketildiğini,işlemin "havale görünümlü mevduat toplamak" olduğunu

mevduatın görünüşte off shore bankasına havale edilmiş gibi yapıldığı,... ile ...Off-Shore Ltd. arasından aslında organik bir bağ bulunduğunu ve bunun mudiler aleyhine kullanıldığını, Türkiye de kurulu bankalar, mevduatı kıyı bankacılığı dahil yurtdışındaki şubelerine, yönlendirmek amacıyla yukarıda belirtilen işlemleri yapamayacaklarının yasa ile belirlendiğini,davalı bankanın üst yöneticilerinin İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandıkları davada bunu ikrar ettiklerini,...... Şubesi'ne yatırılan 242.816,54.-DEM'nin (1,95583 dönüşüm Kuru üzerinden 124.150,121.-Euro) paranın bankaya yatırıldığı 17.06.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince temerrüt faizi ile birlikte davalı bankadan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, elkonulan Sümerbank A.Ş. hisselerinin 09.08.2001 tarihinde TMSF ile OYAK arasında akdedilen hisse devir sözleşmesiyle OYAK'a devredildiği, devir öncesi (09.08.2001 tarihi öncesi) işlemlerden kaynaklanan borçları ve bu borçlara ilişkin her türlü mali ve hukuki sorumluluğu hisse devir sözleşmesinin 6.13. maddesiyle TMSF'nin üzerine aldığını, bu nedenle TMSF'nin borcu üstlenmiş olması ve kanuni bir devir olması nedeniyle bu durumun 3. kişileri de bağlayacağı, dolayısıyla davanın kendileri açısından husumet nedeniyle reddedilmesi ve husumetin TMSF'a yöneltilmesi gerektiğinden, resen taraf değişikliğine hükmedilmesine, davacının talep ettiği paranın davacı tarafından ... Bank'a havale edilmiş bir para olduğunu, farklı bir tüzel kişilik nezdinde alacak haline geldiğini ve müvekkili banka ile ... Limited'in farklı tüzel kişilikler olmaları nedeniyle husumet yönünden davanın reddini talep ettiklerini, davanın TBK 72. madde ve 146. madde uyarınca zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddine ve davanın OYAK'a ve TMSF'a ihbarını istemiştir.
Feri müdahil TMSF vekili, davacının... A.Ş. nezdinde alacağının bulunmadığını,paranın Off Shore Bankasına havale edildiğini, derdest dava ile İstanbul 5. ATM'nin 2003/1482 E., 2007/246 K. sayılı dosyası üzerinden görülen davanın 09.05.2007 tarihinde ... A.Ş. (... A.Ş.) hakkında esastan, TMSF açısından husumet yokluğundan reddedildiğini, her iki davanın tarafları, konusu ve talep sonucunun aynı olduğunu,davanın kesin hüküm nedeniyle reddi gerektiğini, 242.816,54.-DEM tutarında bir alacağa banka ve TMSF kayıtlarında rastlanılmadığını, bilirkişi incelemesi ile de böyle bir alacağın olmadığının kanıtlanacağını, davacının serbest iradesiyle daha fazla getiri sağlayan kıyı bankacılığını tercih ettiğini, paranın off shore bankasına havale ettirildiği ve davalı banka merkez şubesi nezdindeki hesabına geçtiğini,31.12.1999 tarihinde... A.Ş. nezdinde 117.000 adet mevduat hesabı olduğunu, off shore hesap adedinin ise 3435 olduğu, bu durumda kandırılmadan bahsedilemeyeceğini, davacının yüksek faiz almak amacıyla,tedbirli bir tutum içerisine girmek yerine parasını yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankasına göndermesi nedeniyle oluşan zarardan davalı bankanın sorumlu tutulamayacağını,davacının off shore hesap cüzdanını aldıktan sonra itiraz etmediğini, bunun söz konusu işlemleri benimsediği anlamına geldiğini, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Feri müdahil OYAK vekili cevap dilekçesinde; huzurdaki uyuşmazlığın TMSF'e devrolunan bankaların offshore hesapları nedeniyle zarara uğrayan mudilerin açmış olduğu tazminat davası olduğunu, onlarca bu şekilde dava olduğunu ve kesinleştiğini, TMSF' nin borcu üstlendiğini açıkça beyan ettiği ve hükümlerin de TMSF aleyhine kurulduğunu ve kesinleştiğini, dolayısıyla davada asıl muhatabın TMSF olması gerektiğini, husumet ve zamanaşımına yönelik itirazlarının bulunduğunu, esas yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ve davalının yanında fer'i müdahil olarak kabul edilmelerine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince,14149 nolu hesabın 24/12/1999 tarihi itibariyle 279.399,24 DEM miktarına ulaştığı, hesabın 24/12/1999 tarihli 10477 nolu kasa ödeme fişi ile kapatıldığı, 24/12/1999 tarih 104778 nolu kasa tahsil fişi ile işlem yapılarak 17146 nolu yeni bir hesap açıldığı,banka memuru tarafından yapılan kasa tahsil tediye işlemlerine hesap sahibinin imzasının alınması gereğine uyulmadığı ve söz konusu fişlerde paranın çekildiğine ve tekrar yatırılarak yeni bir hesap açıldığına dair davacının imzasının ve hiçbir müşteri imzasının bulunmadığı, daha sonra paranın kasa ödeme fişi ile kapatıldığı, ödeme fişi üzerinde ...'a ait imza bulunmadığı bu durumda paranın mevduat olarak kaldığı ve dava dilekçesinde belirtildiği şekilde herhangi bir off shore işleminin yapılmadığı, bu nedenle davacının bu husustaki talebinin yerinde olmadığı, mevduat olarak da hesabın kapatıldığı tarih ile dava tarihi arasında BK'nın 125. maddesinde belirtilen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili, istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince,İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2003/1482 esas ve 2007/246 karar sayılı davanın tarafları ve talep sonucu davaya konu mevduatın ödenmesi aynı ise de bu davada çalışanların hileli davranışları ve yönlendirilmeleri nedeniyle paranın offshore hesabına aktarıldığı maddi vakasına, davada ise davacının talimatına aykırı olarak davalı banka uhdesinde kalan paranın iadesi maddi vakasına dayanılmış olup, dayanılan maddi vakalar farklı olduğundan eldeki dava yönünden kesin hüküm teşkil etmediği, davacı talimatına aykırı olarak off shore hasaplarına aktarılan mevduatın iadesini talep etmiş, mevduatın ofshore hesabına aktarılmadığının anlaşılması üzerine mevduatın kendisine ödenmediğini idda ederek mevduatın idaesini talep etmesi, iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında kalmayan mevduatın ödenmemesi maddi vakası kapsamında kalan bir açıklama olduğunun kabul edileceği, davaya konu mevduatın ofshore hesaplarına aktarıldığına ispata elverişli herhangi bir delil sunulmadığı ve ispatlanamadığı, bankalar, kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlü olduğu, (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi). ve kendi çalışanlarının kusurlu ya da kasıtlı eylemleri nedeniyle BK'nın 55(TBK66) maddesi gereğince kusursuz olarak sorumlu olduğu, davalı banka güvencesinde olan mevduatlara ilişkin yapılan usulsüz işlemler nedeniyle paranın en son işlem tarihinden itibaren BK 66 ve 125 maddesi uyarınca 10 yıllık süre içerisinde talep edilebileceği ve davalı banka süresinde zamanaşımı defiinde bulunduğu, dava tarihi itibarıyla paranın en son işleme tabii tutulduğu 29.12.1999 tarihine göre 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduğu nazara alındığında mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, kararı temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre ve özellikle davacının davalı bankaya el konulması üzerine yaptığı başvuru ile parasının hesapta bulunmadığını öğrendiği tarihte muacceliyetin oluşmuş olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 04.10.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.