Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sonucu, ... İlçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan 150 parsel sayılı 1.576,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, beyanlar hanesine üzerindeki binaların Halil oğlu ... ’a ait olduğu ve işgalinde olduğu belirtilerek, tapu ve vergi kaydı nedeniyle Hazine adına tespit edilmiş, bilahare hükmen Hazine adına tapuya tescil edildikten sonra, 2013 yılında satış sonucu davalılar ..., ... ve ... adına tescil edilmişir. Davacı ..., babasından gelen miras hakkına dayanarak paya yönelik olarak, tapu iptali ve adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz, hakkındaki kadastro tespitinin 26.08.1999 tarihinde kesinleşmesiyle tapuya tescil edilmiş olup, davacı, temyiz incelemesine konu eldeki davayı 14.04.2014 tarihinde açmıştır. Bu haliyle, kadastro tespitin kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş bulunduğuna göre, Mahkemece davanın, hak düşürücü süre nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken, esasa girilerek karar verilmiş olması isabetsiz ise de; red kararı sonucu itibariyle doğru bulunduğundan hükmün, gerekçesi bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 08.07.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.