1. Taraflar arasındaki "İstirdat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ilk prim kesinti tarihine göre tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespit ve tescili istemiyle 21.04.2011 tarihinde açtıkları dava devam ederken davalı ... Kurumunun (SGK/Kurum) müvekkilinin sigortalılık tescilini yaptığını, bunun üzerine mahkemece tescil yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verildiğini, kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, kesinleşen karardan sonra davalı Kurumun 12.971 TL ihya borcu, 587,29 TL 6111 borcu, 117 TL 6111 borcuna prim borcu ile 5.267 TL ihya borcuna beyan usulü prim borcu tahakkuk ettirdiğini, 1 ay içinde ödenmemesi hâlinde 6111 sayılı Kanun ile tanınan yapılandırma hakkının ortadan kalkacağının bildirilmesi nedeniyle belirtilen tutarın tamamının ödendiğini, daha sonra 15.09.2015 tarihli dilekçe ile yasaya aykırı olarak tahsil edilen 5.267 TL'nin iadesinin talep edildiğini ancak iadenin olanaklı olmadığının bildirildiğini, Kurum uygulamasının yasal dayanığının bulunmadığını ileri sürerek 5.267 TL’nin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte iadesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
6. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 20.10.2016 tarihli ve 2015/803 E., 2016/765 K. sayılı kararı ile; 24.06.2013 tarihinde kesinleşen mahkeme kararından sonra 19.11.2013 tarihli Kurum yazısı ile talep edilen, 1 aylık süre içinde ödenmemesi durumunda 6111 sayılı Kanun’dan yararlanma hakkının ortadan kalkacağı bildirilen ve davacı tarafından ödenen 5.267 TL’nin faizi ile birlikte davacıya iadesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
7. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
8. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 24.11.2016 tarihli ve 2016/63 E., 2016/72 K. sayılı kararı ile; gerekçesi ne olursa olsun davacının yapılandırma kapsamındaki borcunu 6111 sayılı Kanun’un 12. maddesindeki prosedüre göre ve maddede öngörülen sürede ödemediği, ödenmesi gereken tutar elinde kalan davacının ödemediği paranın semeresinden yararlandığı, bu nedenle süresinde ödenmeyen prim borcu için gecikme zammı talep edilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, kaldı ki 6111 sayılı Kanun’un Geçici 19. maddesi uyarınca gecikme zammı ile birlikte hesaplanıp bildirilen tutarın çekince ileri sürülmeden ödendiği gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
9. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
10. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 09.10.2018 tarihli ve 2017/501 E., 2018/7151 K. sayılı kararı ile; "...Somut olayda, davacı 21/04/2011 tarihinde Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ve 6111 sayılı Yasa'dan yararlanma istemli dava açmış olup, Kurum yargılama sırasında davacıyı Tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil etmesi sonucu davanın tescil yönünden konusu kalmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına, davacının 6111 sayılı yasadan faydalandırılmasına karar verilmiştir. Kurum hatalı işlemi ile davacının sigortalılık süresini kabul etmemiş ve sonucunda davacı süresinde 6111 sayılı Yasadan yararlanamamış, 6111 sayılı Yasadan yararlanma hakkını Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/111 E. 2013/54 K. sayılı ilamı ile elde etmiş olup 21/04/2011 dava tarihini başvuru tarihi olarak kabul edip, davacıyı 6111 sayılı Yasadan yararlandırması gerekirken 6111 sayılı Kanunun 16. maddesine göre hesaplanan ihya borçlarına 01/08/2011 tarihinden itibaren gecikme zammı tahakkuk ettirmesi hatalı olup, Bölge Adliye Mahkemesinin yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine karar vermesine dair yeniden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASI gerekmiştir….” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
11. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 18.01.2019 tarihli ve 2018/2253 E., 2019/49 K. sayılı kararı ile; bozma ilamında belirtilenin aksine davacının 6111 sayılı Kanun’dan yararlandırılmadığı yönünde bir iddiasının bulunmadığı, ihya borcuna beyan usulü prim borcunun iadesinin talep edildiği, öte yandan bozma ilamındaki yaklaşım benimsendiği takdirde dava sürecinin uzamasından davacı lehine çıkan sonucun daha az prim ödemesi olacağı, ayrıca bu süre içinde para üzerinde tasarrufta bulunarak semeresinden yararlanmasının yanı sıra yıllar öncesinin salt rakamsal tutarını ödeyerek sigortalılık haklarından istifade etmesine yol açacağı, bu durumun ise faiz kavramının hukuksal değerini ortadan kaldıracağı gibi, Kurumun aktüeryal dengesini sarsacağı, davaya bağlı olmayarak prim borcunu süresinde ödemeyenlerden de gecikme zammı talep edilmesine engel teşkil edeceği, faizin özel bir türü olan gecikme zammı ödeme yükümlülüğü için kusur incelemesi yapılması gereği de bulunmadığından 31.07.2011 tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre için 6111 sayılı Kanun’un Geçici 19. maddesi uyarınca ödenen gecikme zammının iadesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 21.04.2011 tarihinde Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ve 6111 sayılı Kanun’dan yararlanma istemli açtığı davanın 24.06.2013 tarihinde temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmesi üzerine Kurumca tahakkuk ettirilen ihya borçlarını gecikme zammı ile birlikte ödeyen davacının 6111 sayılı Kanun’un Geçici 19. maddesi uyarınca gecikme zammı ödemesinin gerekip gerekmediği; buradan varılacak sonuca göre 5.267 TL tutarındaki ihya borcuna beyan usulü prim borcunun davacıya iadesine karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
14. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında öncelikle Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle bozulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince önceki hükümde direnildiği, uyuşmazlık konusunun 5.267 TL tutarındaki gecikme zammına ilişkin olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362/1-a ve Ek 1. maddelerindeki hükümler kapsamında direnme kararının verildiği tarihte geçerli temyiz edilebilirlik sınırının 58.800 TL olduğu dikkate alındığında, direnme kararına yönelik temyiz isteminin miktardan reddinin gerekip gerekmediği ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
15. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un geçici 2. maddesinin 1. fıkrasında, “…Bölge adliye mahkemelerinin kuruluşları, yargı çevreleri ve tüm yurtta göreve başlayacakları tarih, Resmî Gazetede ilân edilir.” düzenlemesine yer verilmiş ve 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete’de ilan edilerek bölge adliye mahkemeleri 20.07.2016 tarihi itibariyle fiilî olarak göreve başlamış ve böylece istinaf yargılaması hukuk sistemimize dahil olmuştur.
16. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar; 361. ve 362. maddelerinde ise temyiz edilebilen ve temyiz edilemeyen kararlar hüküm altına alınmıştır. HMK’nın 362. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, “Miktar veya değeri kırkbin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar” hakkında temyiz yoluna başvurulmaz.
17. Öte yandan hemen belirtimelidir ki, kesinlik sınırı kamu düzeninden olup bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki “karar” teriminin, bölge adliye mahkemesinin Özel Daire bozmasına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksama bulunmamaktadır.
18. 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 44. maddesiyle HMK'ya eklenen "Parasal sınırların artırılması" başlıklı ek 1. madde ile aynı Kanun'un 362/1-a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle belirlenmektedir. Anılan ek 1. maddenin 2. fıkrasına göre, "... 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır".
19. Bu açıklamalara göre direnme kararının verildiği 18.1.2019 tarihinde HMK’nın 362/1-a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 58.800 TL olup Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasındaki uyuşmazlığın 5.267 TL tutarındaki ihya borcuna beyan usulü prim borcunun (gecikme zammının) davacıya iadesinin gerekip gerekmediği noktasında toplandığı dikkate alındığında Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 362/1-a ve Ek 1. maddeleri kapsamında miktar itibariyle temyiz edilemeyen kararlardan olduğu anlaşılmaktadır.
20. Hâl böyle olunca davacı vekilinin temyiz isteminin reddi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.01.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.