Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili, 402 parsel de kayıtlı taşınmazda 21/112 hissesi ... adına kayıtlı olduğunu, ...'nin kızı ... tarafından 04.12.1964 tarihinde taşınmazdaki hissesini ...'ya 16287 yevmiye nolu satış vaadi sözleşmesi ile satıldığını, ... köyü 231 parselin 21/112 hissesinin ... adına kayıtla olduğunu, ...'nin kızı ... tarafından 26/11/1964 tarihinde taşınmazdaki hissesini ...'ya harici senet ile satıldığını, daha sonra her iki parseldeki hissenin tamamı ... 1. Noterliğinin 18.08.1974 tarih ve 19907 yevmiye nolu satış vaadi sözleşmesi ile ... tarafından ...'ya satıldığını, 1964 tarihinden 1974 tarihine kadar ... tarafından, 1974 tarihinden ölünceye kadar davacının babası ... tarafından, daha sonra da hisselerin satın alınması ile davacının taşınmazı malik sıfatı ile kullandığını, diğer mirasçıların bu davanın adına açılmasına muvafakatleri olduğunu, 231 parselin tamamı 12950 m2 olup, 3800 m2'sinin kendi adına tapulu olduğunu, davalıya ait 21/112 hisseye tekabül eden 2429 m2 lik taşımazı evveliyattan beri malik sıfatı ile kullandığını, kayıt malikinin mirasçılarının tapuda intikal yapmadıklarını, taşınmazın başkaları tarafından hiç kullanılmadığını, malik sıfatı ile kullanımında bir niza da çıkmadığını, TKM'nin 639/2, TMK'nin 713/2 maddeleri gereğince 402 ve 231 parsellerde 21/112 ... adına kayıtlı hisselerin iptali ile tesciline, bu mümkün olmadığı taktirde satış vaadi sözleşmesi dikkate alınarak davalı adına olan tapunun iptali ile adına tesciline, zaman aşımı hükümleri kabul edilmediği taktirde noter satış vadi ve harici satış sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil talebinin değerlendirilmesine, noter satış vaadine konu 402 parsel sayılı taşınmaz için satılan hisse değerinin dava tarihindeki değerinin tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000 TL'nin dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline, harici satış sözleşmesine konu 231 parsel sayılı taşınmazın dava tarihindeki değerinin tespitine, satış bedelinin verildiği tarihteki alım gücünün dava tarihi itibariyle alım gücüne denkleştirici adalet kuralları gereğince uyarlanmasını ve bedelin tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL nin dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 18.07.2012 tarihli dilekçe ile; dava dilekçesinde adı geçen ... ile kayden tapuda adı geçen ...’nin aynı kişi olmadığını, tapuda adı geçen ...’nin ... karısı ... ve bilinmeyen kişi olduğunu belirterek TMK'nin 713/2. maddesinde geçen “....Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan” hukuki sebebine dayalı tapu iptal ve tescil, mümkün olmadığı takdirde taşınmazların rayiç değerlerinin tespiti ile ...l mirasçılarından müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 26.11.2013 tarihli celsede; dava konusu 231 parsel yönünden davayı takip etmeyeceklerini bu nedenle dosyanın işlemden kaldırılması talebi üzerine Mahkemece dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., davanın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Dahili davalı, Hazine vekili, ... karısı ... adına olan tapu kaydının iptal edilerek Hazine adına tescil edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 402 parsel 21/112 ... (... karısına) ait olan yerin iptali ile kazandırıcı zaman aşımı koşulları oluştuğundan davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nin 713/2. maddesinde düzenlenen maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde taşınmazın rayiç değerinin davalı ... ... mirasçılarınından tahsili istemine ilişkindir.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nin 713/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan madde de, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş ….bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Kanundaki “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” düzenlemesinden; tapu kaydının hukuki durumunun açık olmaması, Yargıtay İçtihatlarına göre, tapu kütüğündeki bilgi ve belgelerden genel olarak gerekli dikkati gösteren kişilerin malikin kim olduğunu anlayamayacağı haller amaçlanmıştır. Tapu kütüğündeki malik sütununun boş ve açık bırakılması, malik adının müphem ve yetersiz gösterilmesi, böyle bir kişinin hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmaması, malik adının silinmiş ve yenisinin yazılmamış olması gibi hallerde malikin tapu kütüğünden anlaşılamadığı sonucuna varılabilir (Yargıtay HGK'nin 10.04.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar, 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Soyut ve nam-ı mevhum (sanal, mevcut olmayan hayali kişi) bir kişi adına sicil oluşturulmuş olması halinde de, maliki tapu sicilinden anlaşılamayan kişiden söz edilebilir.
Kayıt malikinin, tanınmıyor, hatırlanmıyor olması, adresinin tespit edilememesi, tebligat yapılamaması, uzun yıllar önce taşınmış ya da ölmüş olması, mirasçılarının belirlenememesi gibi hususlar o kişinin tapu kütüğünde maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Yine, tapu sicili ekindeki kadastro tutanağı, tedavül (el değiştirme) ve bunlara esas kayıt ve belgelerden tapu malikine ilişkin bilginin mevcut olması durumunda da bilinmeyen kişi olarak kabul edilemez.
Somut olayda, dava konusu 402 parsel (yeni 8715 ada 176 parsel) sayılı taşınmazın 21/112 hissesinin ... adına 27.06.1983 tarihinde hükmen tescil edildiği, tapulama tutanağından adı geçen ...’nin ... karısı ... olduğu, ...’un 338 tarihinde ölümü ile verasetinin karısı ... ile evlatları ... ve ...’ye kaldığı, ... ve ...’nin hisselerini trampa ettiği, gaip olan ... karısı ...’ye ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/1948 Esas ve 2009/176 Karar sayılı, 09.03.2009 tarihli ilamı ile kayyım atandığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili 18.07.2012 tarihli dilekçede; ... karısı ...’nin ... ve ...’yi mirasçı bıraktığı ancak mirasçılara ulaşılamadığı belirtilmektedir. Bu durumda yukarıda izah edilen açıklamalar kapsamında tapuda adı geçen ...’nin TMK’nin 713/2. maddesinde belirtilen tapu kütüğünde maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
O halde, Mahkemece tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile yazılı olduğu üzere kabul kararı verilmesi doğru değildir.Ne var ki; davacı vekili terditli dava açmış olup gerek dava dilekçesinde gerekse 18.07.2012 tarihli dilekçede noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi ile bir kısım davalıların murisi ... ... tarafından satışı vaat edilen dava konusu 402 parsel sayılı taşınmazın rayiç bedelinin davalı mirasçılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir .
Hal böyle olunca; TMK’nin 713/2 maddesi gereğince tapu iptali ve tescil kararı verilemeyeceği gözetilerek, toplanacak deliller hep birlikte değerlendirilip sonuca göre terditli alacak talebi bakımından olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken bundan zuhul ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 02.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.