Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı ... vekili ve davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Asıl davada davacılar, maliki oldukları 1001 ada 105 parsel sayılı taşınmazı davalıların ekip biçmek suretiyle kullandığını ileri sürerek, elatmalarının önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, birleştirilen dosya davacıları; tapu kayıt maliklerinden bir kısmının kim olduğunun bilinmediğini, taşınmazın kayıt maliklerinden ... ve eşi ... tarafından kullanıldığını onların ölümü ile de mirasçıları Kadri ve ...'nın 11.09.1989 tarihli noterde düzenlenen satış vaadi sözleşmesi ile kendilerine satarak zilyetliği devrettiklerini, diğer mirasçı ...'den de vekaletname alındığını, taşınmazı 20 yılı aşkın süredir davasız ve aralıksız kullandıklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, kazanma şartlarının birleştirilen dosya davacıları lehine oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne dair verilen karar, davalı ... asıl dosya davacıları vekilince temyiz edilmiştir.
Asıl dava, çaplı taşınmazda elatmanın önlenmesi ve ecrimisil, birleştirilen dava TMK'nin 713/2. fıkrasına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu, fındık bahçesi nitelikli 1001 ada 105 parsel sayılı taşınmazın elbirliği halinde... ..., ... adına kayıtlı olduğu, taşınmazın geldi parselinin 208 parsel sayılı taşınmaz olup 11.06.943 tarih 81 ve 82 sıra numaralı ile 07.07.943 tarih 22 ve 23 sıra numaralı eski tapu kayıtlarına dayalı olarak 02.08.1952 tarihinde tapulama tutanağının oluşturularak 12.12.1952 tarihinde kayıt malikleri adına elbirliği halinde tapuya tescil edildiği, kayıt maliki ... ...'un 29.04.1977 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak Kadri ve ...'nın kaldığı, onların da ölümü ile geriye mirasçı olarak ...,...nın kaldığı, kayıt maliki ...'nın da 10.11.1951 tarihinde ölümü ile mirasçısı bulunmadığından mirasın Hazine'ye kaldığı, ... ... mirasçıları ... ve ...'in 11.09.1989 tarihli noter sözleşmesi ile davacılara 208 parsel sayılı taşınmazdaki paylarını satmayı vaat ettikleri anlaşılmaktadır.
1. Taşınmaz, 208 parsel sayılı taşınmaz olarak verasette iştirak halinde ... mirasçıları,...e ... adına kayıtlı olduğu, 12.12.1952 tescil tarihi itibariyle bir kısım malikler murisler olarak gösterilen kişiler olmayıp o kişilerin mirasçılarıdır. Kaldi ki malikler arasında elbirliği mülkiyeti mevcut olup maliklerden biri kendi nam ve hesabına değil elbirliği halindeki tüm malikler adına tasarruf edebilir. Bu tür taşınmazlarda TMK'nin 713/2 maddesindeki "ölüm" nedenine dayanılarak zilyetlikle mülkiyetin kazanılması mümkün değildir. Yargıtay ve Dairemizin kökleşmiş uygulamaları bu şekildedir.
2. TMK'nin 713/2 maddesinde yer alan malikin kim olduğunun anlaşılamaması hukuksal nedenine gelince;
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça izin verdiği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya bir payın koşulları oluştuğu takdirde olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün olabilir. Kanunda düzenlenen ayrık hallerden biri de, TMK'nin 713/2.maddesindeki düzenlemedir. Anılan maddede “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Kanundaki “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” düzenlemesinden; tapu kaydının hukuki durumunun açık olmaması, Yargıtay İçtihatlarına göre, tapu kütüğündeki bilgi ve belgelerden genel olarak gerekli dikkati gösteren kişilerin malikin kim olduğunu anlayamayacağı haller amaçlanmıştır. Tapu kütüğündeki malik sütununun boş ve açık bırakılması, malik adının müphem ve yetersiz gösterilmesi, böyle bir kişinin hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmaması, malik adının silinmiş ve yenisinin yazılmamış olması gibi hallerde malikin tapu kütüğünden anlaşılamadığı sonucuna varılabilir (Yargıtay HGK'nin 10.4.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar, 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Soyut ve nam-ı mevhum (sanal, mevcut olmayan hayali kişi) bir kişi adına sicil oluşturulmuş olması halinde de, maliki tapu sicilinden anlaşılamayan kişiden söz edilebilir.
Kayıt malikinin, tanınmıyor, hatırlanmıyor olması, adresinin tespit edilememesi, tebligat yapılamaması, uzun yıllar önce taşınmış ya da ölmüş olması, mirasçılarının belirlenememesi gibi hususlar o kişinin tapu kütüğünde maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Yine, tapu sicili ekindeki kadastro tutanağı, tedavül (el değiştirme) ve bunlara esas kayıt ve belgelerden tapu malikine ilişkin bilginin mevcut olması durumunda da bilinmeyen kişi olarak kabul edilmez.
Somut olaya gelince, çekişme konusu taşınmazın geldi parseli olan 208 parsel sayılı taşınmazın 11.06.943 tarih 81 ve 82 sıra numaralı ile 07.07.943 tarih 22 ve 23 sıra numaralı eski tapu kayıtlarına dayalı tapuya tescil edildiğine göre kayıt maliklerinin kanun anlamında bilinen ve yaşamış kişiler olduğunun kabulü gerekir.
Hal böyle olunca, kayıt maliklerinin bilinen kişiler olduğu da gözetilerek TMK'nin 713/2 maddesinde yer alan kim olduğunun anlaşılamaması nedenine dayalı olan iddianın da reddi gerekir.
3. Birleştirilen dosya davacılarının satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine gelince;
Bilindiği üzere; tapulu taşınmazların satışı TMK'nin 706, BK'nin 213 (6098 sayılı TBK'nin 237.), 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri gereğince, resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve satın alana herhangi bir mülkiyet hakkı bahşetmez.
Hal böyle olunca; tapu dışı satış işleminin geçersiz olduğu da gözetilerek harici satıma dayalı tapu iptal ve tescil isteğin de reddinin gerekeceği açıktır.
4. Asıl dosya davacılarının elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine gelince;
Davacılar, tapu kayıt malikleri olup davalılar-birleştirilen dosya davacılarının kayıttan veya mülkiyetten kaynaklı bir hakkı bulunmadığına göre elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne karar verilmesi ve davacıların payları da gözetilerek tespit edilecek ecrimisile karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Yukarıda (1), (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde yazılı nedenlerle davalı ... asıl dosya davacıları vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 02.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.