Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı ortaklığın giderilmesi davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, bir adet taşınmazda paydaşlığın giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, taşınmazın satılması suretiyle paydaşlığın giderilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Paydaşlığın (ortaklığın) satış yoluyla giderilmesi halinde dava konusu taşınmaz üzerinde bina, ağaç vs gibi bütünleyici parça (muhdesat) varsa bunların arzla birlikte satılması gerekir. Ancak muhdesatın bir kısım paydaşlara (ortaklara) ait olduğu konusunda tapuda şerh varsa veya bu hususta bütün paydaşlar (ortaklar) ittifak ediyorlarsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa bu artışın belirlenmesi için dava tarihi itibariyle arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir. Belirlenen bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunur. Bulunan bu değerin ne kadarının arza ne kadarının muhdesata isabet ettiği oran kurulmak suretiyle belirlenir. Satış sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmeside bu oranlar esas alınarak yapılır. Muhdesata isabet eden kısım muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedel ise payları oranında paydaşlara (ortaklara) dağıtılır.
Bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etmek ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir.
HMK.'nun 294.maddesine göre hükmün tefhimi, hüküm sonucunun duruşma tutanağına yazılıp, taraflara okunması suretiyle olur. Sonradan yazılan gerekçeli kararın, tefhim olunan kısa karara uygun olması zorunludur. Asıl talepler bakımından kısa kararda hükmedilmeyen bir hak ve yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmış olması veya tersi bir durum, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişkiye yol açar. 10/4/1992 tarih 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin kararın bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Olayımızda, kısa kararda taşınmazdan elde edilecek paranın taraflara hisseleri oranında paylaştırılmasına karar verildiği halde gerekçeli kararda, infazda tereddüt yaratacak şekilde yine satış parasının hem taraflara tapudaki payları oranında ödenmesi, hem de taşınmaz üzerinde A-15 nolu ve B-17 nolu binaların bulunması sebebiyle ve yukarıda açıklanan usullere uygun olmayacak şekilde, davacı ve davalının binalarının, tüm bedele oranının dağıtımına esas alınması gerekirken, binaların arsaya oranı şeklinde açıklama ile oranlarda hatalı yazım yapılarak dağıtıma karar verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelemesine şimdilik yer olmadığına, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 24/12/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.