Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 26.05.2017 tarih ve 2014/908 E- 2017/392 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nce verilen 22.10.2020 tarih ve 2020/43 E- 2020/230 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 13.09.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında kumaş alım satımına ilişkin uzun yıllara dayanan ticari ilişki olduğunu, davalı şirkete beş yıl boyunca özel kumaş siparişi üzerine denim kumaş satışı yapıldığını, her kumaşın sipariş üzerine özel üretildiğini ve kodlarının bulunduğunu, üretilen kumaşın davalı tarafça davacının deposundan teslim alındığını, bunun temaül olduğunu, depo için davalıdan ayrıca ücret alınmadığını, malların depodan ihtiyaca göre kısım kısım teslim edildiğini, davalı tarafa da bir sipariş için bir fatura kesildiğini, ancak fatura konusu malların depodan kısım kısım teslim alındığını, Ağustos 2012 tarihi itibariyle davalının davacı şirkete 85.378,86 EURO borcunun bulunduğunu, ayrıca davalı için üretilip depoda bekleyen toplam 19.441 metre kumaş bulunduğunu, davalının borcunu ödemediğini, depodaki kumaşları da teslim almadığını, davalı şirketin 30/08/2013 tarihinde davacı şirkete kestiği iade faturasının iade edildiğini ve bakiye borcun ödenmesini istediğini, davalının özel sipariş ettiği malları depodan almayarak borcundan kurtulamayacağını belirterek, davalı tarafın Bakırköy 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/10743 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takip tarihinden itibaren döviz alacaklarına uygulanan ticari avans faizi uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının davalı için özel üretim yapıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davalının davacı şirketin müşterilerinden biri olup, üretilen kumaşların da özel üretim olmayıp belirli kodlarla tanımlanan kumaşlar olduğunu, davalı tarafa mahsus özel üretilen ve teslim alınmamış herhangi bir kumaş olmadığını, davacı şirketin denim kumaş üreticisi İsko Tekstil'in dört bayiinden birisi olduğunu, davacının bayii olarak yıllık satış kotasını doldurmak zorunda olduğundan satış cirosunun yüksek gösterilmesi için müşterilerine, bu arada davalıya sezon başında yüksek tutarlı faturalar düzenlediğini, aslında davacı ile davalı arasında satış faturalarına konu kumaşların tamamının satın alınmasına yönelik bir anlaşma bulunmadığını, davalının da uzun yıllara dayalı ticari ilişki ve güven duygusu nedeniyle ayrıca ileride ihtiyaç duyulabilecek satın alma durumu nedeniyle iyi niyetle bu fazla miktarlı faturaları ticari defterlerine işlediğini, sadece irsaliyeli faturalar karşılığı teslim alınan ürün bedellerinin ödendiğini, davalı şirketçe davacıya sipariş edilip teslim alınmayan kumaş bulunmadığını, 17/02/2011 yılından itibaren davacı firmadan denim kumaş alımı yapılmadığını, davacınında 2013 yılında fazla kesilen faturalar için iade faturası düzenleninceye kadar herhangi bir alacak talebinde bulunmadığını, zira satış faturalarının yüksek tutarlı kesilmesinin nedenini bildiğini, davacının 2011 yılına kadar elinde bekletip teslim alınması veya ödenmesini ihbar etmediği halde davalının gönderdiği iade fatura sonrası takip başlatmasının kötü niyet göstergesi olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, taraflar arasındaki 2005-2012 yılları arasında kumaş alım satımına yönelik ilişkide, her bir cari yıl içerisinde davacı tarafından davalıya yüklü miktar satış faturaları düzenlendiği, yine her cari yıl içinde davalı tarafından davacıya yüklü miktarlarda iade faturası düzenlendiği hususlarının açık olduğu, tüm bu satış ve iade faturalarının tamamının her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğunun anlaşıldığı, taraflar arasında cari yıl başında önce yüksek tutarlı satış faturalarının tanzim edilmesi ve davalı tarafça o yıl içerisinde sipariş edilen kumaşların bedeli mahsup edildikten sonra arta kalan satış faturaları için iade faturası düzenlenmesi hususunda fiili ve her iki tarafın kabulünde olan bir zımni anlaşmanın mevcut olduğu, ticari defterlerin bu hususu doğruladığı, sipariş formlarına göre davalı tarafça sipariş edilip teslim alınmayarak davacının deposunda bekleyen toplam 6.292,40-metre kumaş olduğu, geriye kalan kumaşlarla ilgili taraflar arasında bir alım-satım ilişkisinin bulunmadığı, bu 6.292,40 metre kumaş açısından ise taraflar arasındaki fiili uygulamaya bakılmasının gerektiği, her ne kadar davacı tarafça, davalı taraftan defalarca depoda bulunan kumaşların teslim alınmasının ve bakiye borcun ödenmesinin istenildiği iddia olunmuş ise de; dosya içerisinde davalının kumaşların teslimi hususunda alacaklı temerrüdüne düşürüldüğüne dair herhangi bir delil bulunmadığı, dahası anılan kumaşların iki buçuk yıl boyunca teslim edilmesinin teklif edildiğine dair (varlığı iddia olunan teslim borcunun ifasının teklifi) herhangi bir delil de bulunmadığı, bu hususta taraflar arasında yıllardır süre gelen ticari uygulamanın mahiyetine bakmak gerektiği, öncelikle anılan 6.292,40 metre kumaşın özel üretim olmadığı hususunun açık olduğu, taraflar arasındaki açık hesap ilişkisi incelendiğinde, her cari yıl için satış faturalarına konu olup teslim alınmayan kumaş bedellerinin iade faturası ile davacı tarafa yansıtıldığının açıkça anlaşıldığı, nitekim davalı tarafça teslim alınıp bedeli ödenmeyen kumaş bulunmadığı, başka ifade ile sipariş edilsin edilmesin satış faturalarına konu olup teslim alınmayan kumaşların bedellerinin iade faturasına konu edildikleri, davalı tarafından tanzim edilen 30/08/2016 tarihli 156.396,21 TL tutarlı iade faturası dışındaki tüm iade faturalarının da her iki tarafın defterlerinde kayıtlı olduğu, şu halde sipariş formuna konu olup teslim alınmayan kumaşlar yönünden de taraflar arasında gerçekte bir satış ilişkisinin olmadığı, davacının elinde bekletip teslim etmediği, teslim alınmasını istemediği malların bedelininde istenemeyeceğine dair davalı savunmasının ödemezlik def'i mahiyetinde olduğu, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, sonradan ifa hakkı bulunduğu sözleşmeden anlaşılmayan taraf ifayı talep etmesine rağmen, kendi borcunu ifa etmemiş yahut ifasını teklif etmemişse, karşı tarafın da kendi borcunu ifadan kaçınabileceği, şu halde anılan kumaşlar yönünden satış ilişkisinin varlığı kabul edilse dahi teslim borcunu ifa etmeyen ifasını teklif de etmeyen davacının ödemezlik def'i karşısında bedel talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın esastan reddine, davalının yasal şartları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, tarafların ticari defter kayıtlarına göre taraflar arasındaki ilişkinin başlangıcından takip tarihine kadar olan dönemde davacının düzenlediği faturaların tamamının davalının kabulünde olduğu, davalının düzenlediği iade faturaları ile yaptığı ödemelerin ise davacının kabulünde olduğunun belirtilmesine, davalı tarafından ayrıca bir ücret ödenmeden davacıya ait deponun kullanıldığının,
Davalının istediği zaman ürünleri bu depodan aldığının dosya kapsamı ile sabit bulunmasına, ödemezlik def'inin şartlarının uygulanma durumunun bulunmamasına, taraflar arasında 14/02/2013 tarihinde düzenlenen 31/12/2012 tarihi itibariyle alacak-borç durumunu gösterir mutabakata göre davacının davalıdan 285.316,87 TL alacağının bulunduğu hususunda tarafların mutabık olmalarına, tarafların tacir oldukları dikkate alındığında, 6100 sayılı HMK'nın 222. maddesi gereğince davalı ticari defter ve kayıtlarının kendi aleyhine delil teşkil etmesi karşısında davalının borcu bulunmadığı yöndeki savunmalarına itibar edilmesinin mümkün bulunmamasına göre, davacının davalıdan alacaklı olduğu sabit olduğu gerekçesiyle davacının istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekili, kararı temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 12.561,26 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 13/09/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.