Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyulduktan sonra yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ve davalılardan Adapazarı Merkez Bel. Başk., ..., Adapazarı Büyükşehir Bel. Başk., ..., ... ve ... avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşılıp, Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan ve Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını isteyen davalılardan ... 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi hükmü uyarınca, duruşma için gerekli tebligat giderlerini vermediği anlaşıldığından, duruşma isteğinin bu nedenle reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, davalılar Adapazarı Merkez Bel. Başk., Adapazarı Büyükşehir Bel. Başk., ... ve ... avukatlarının tüm, davalılar ... ve ... avukatlarının sair temyiz itirazlarının reddine;

Mahkemenin uyma kararı verdiği Dairemizin bozma kararında açıklandığı üzere; 506 sayılı Kanunun 26. maddesinin 2. fıkrasına dayalı olarak açılan rücu davaları, Borçlar Kanunun 60. maddesine göre 1 ve herhalde sigorta olayının meydana geldiği, tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımına tabidir.Bir yıllık zamanaşımının başlangıcı zarara ve faile ıttıla tarihidir. Bu yönde, sigorta olayının 17.08.1999 tarihinde meydana geldiği, rücu davasının 26.10.2007 tarihinde açıldığı, hak sahiplerine bağlanan ölüm gelirinin onay tarihinin 22.08.2006 olduğu, ceza kararının ise 2001 yılında kesinleştiği gözetilerek Borçlar Kanununun 60. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin davalılar ... ve ... yönünden geçtiği ve anılan davalıların yöntemince zamanaşımı def’inde bulunduğu gözetilerek bu davalılar yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Ancak belirtilmelidir ki; davada müteselsilen tahsil isteği olduğu gözetildiğinde, Borçlar Kanununun 50. maddesinde “birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar.” düzenlemesi çerçevesinde müteselsil borçluluğun en belirgin özelliği; alacaklıya karşı borçlulardan her birinin; edimin tamamından sorumlu olması, başka bir ifade ile, alacaklının borçlulardan hepsini birden takip ya da dava edebileceği gibi bunların içinden dilediği birini veya birkaçını dava ya da takip edebilmesi ise de; bu özellik, müteselsil borçların nispi bağımsızlığını ortadan kaldırır nitelik taşımamaktadır. Müteselsil borçların nispi bağımsızlığı ilkesinin zamanaşımı yönünden sonuçları ise; müteselsil borçlulukta, zamanaşımının borçlulardan biri bakımından durmasının diğer borçlulara sirayet etmemesi; müteselsil borçlulardan birinin ileri sürdüğü zamanaşımı def'inden bunu ileri sürmemiş olanların yararlanmalarının mümkün bulunmamasıdır. Her ne kadar, Borçlar Kanununun 134/1. maddesi hükmü, zamanaşımının borçlulardan birine karşı kesilmesi halinde, bundan diğer borçluların etkileneceği esasını içermekte ise de, yukarıda açıklandığı üzere, müteselsil borçlulukta her bir borçlunun borcunun diğerlerinkinden belli ölçüde bağımsız olduğu, bu bağlamda, zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her borçlunun borcu bakımından ayrı ayrı incelenmesi gereği gözetildiğinde, anılan hükmün, istisnai nitelikte bir hüküm olması itibariyle Hukuk Genel Kurulunun 07.03.1986 tarih. E 1984/10-250, K 1986/205 sayılı kararında da ifade edildiği gibi, sözü edilen kural sadece tam teselsül durumunda uygulanması gerektiği, eldeki davada ise bu durumun sözkonusu olmadığı bozma üzerine yürütülecek yargılamada gözardı edilmemelidir.
Mahkemenin, bu maddi ve hukuki olguları gözardı ederek yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar vermiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar ... ve ... avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ...'na iadesine, 24.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.