Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve İşkur Vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1- Dava açılmasında olduğu gibi temyize başvurmada da başvuranın hukuki yararının bulunması şarttır. Kanun yoluna başvuran tarafın, aleyhine kanun yoluna başvurulan kararın kaldırılması veya değiştirilmesinde hukuki yararı bulunmalıdır. Karar her ne kadar davalı İŞKUR vekili tarafından temyiz edilmişse de davanın reddine dair kararın temyiz edilmesinde davalının hukuki yararının bulunmadığından temyiz talebinin reddine karar verildi.
2- Davacı, davalı iş yerinde 1998 tarihinde "Belirsiz Süreli Hizmet Akdi"ne dayalı olarak çalışmaya başladığını ve Ç.. İş Sendikası'ndan istifa ederek 10/06/2010 tarihinde Türk Metal Sendikası'na üye olması neticesinde iş akdinin feshedildiğini, Ç.. İş Sendikası'ndan istifa etmeden önce disiplin ve performans yönünden hiç bir sözlü ya da yazılı uyarı almadığını, sendikal mücadele nedeniyle işverenin iş yerine girmesini istemediği Türk Metal Sendikası yanında yer almasından dolayı işverenin değişik bahanelerle savunma aldığını ve tarafsız sayılmayan disiplin kurulu kararı ile 22/09/2010 tarihi itibariyle iş akdinin İş Kanunu'nun 25/11 maddesi hükmü ile iş yeri disiplin yönetmeliğinin 13,14 ve 15. maddeleri hükmü uyarınca sonlandırıldığını, davalı işverence kıdem ve ihbar tazminatı ödendiğini, ancak davalının İAB formunu buna uygun düzenlemediğini, diğer davalı Türkiye İş Kurumu Karabük İl Müdürlüğü'nün de, müvekkilinin işsizlik ödeneği talebini reddetmesinin yasaya aykırı olduğunu belirterek davalı şirket ve davalı kurum işleminin iptaline ve davacının Ekim 2010 tarihi itibariyle işsizlik ödeneğine hak kazandığına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davalı iş yerinde meydana gelen bir kısım olayların tekrarlanmaması için İşletme Genel Müdürlüğünün 14/06/2010 tarih ve 7 sayılı tamimi ile; otobüslere binmeyerek toplu halde yürüyüş yapmak, yemek yememek, işyerinde arkadaşlarına sataşmak gibi v.b. eylemlerin suç teşkil ettiğini, bu eylemlere katılan ve teşvik edenlere gerekli disiplin hükümlerinin uygulanacağının duyurulmasına rağmen 18/06/2010 tarihinde meydana gelen eyleme davacının katıldığını, sık sık rapor aldığını (2008 yılında 27 gün, 2009 yılında 39 gün, 2010 yılında 53 gün), ayrıca davacının 6 ayrı dosyada toplam 10.761,08 TL icra borcu bulunduğunu, davacının icralık durumunun şirketin itibarını zedelediğini, çalışanların motivasyonu ve çalışma organizasyonu ve düzenini olumsuz yönde etkilediğini, bu nedenle davacının durumunun iş güvenliğine de aykırılık oluşturduğu anlaşılarak iş sözleşmesinin İş Kanunu'nun 25/11 maddesi hükmü ile İşyeri Disiplin Kurulu'nun 14,13/e 15. maddeleri gereği feshinin uygun görüldüğünü ve 22/09/2010 tarihinde fesih kararının kesinleştiğini, feshin 24/09/2010 tarihinde davacıya bildirildiğini, feshe uygun olarak 29/09/2010 tarihinde SGK'ya "İşten Ayrılma Bildirimi"nin verildiğini, olaylar nedeniyle ilde oluşan gerginliğin azaltılması bakımından fesihten yaklaşık bir ay sonra il yöneticilerinin ricası üzerine davalı şirketin zorunluluğu olmamasına rağmen davacı ve bir kısım arkadaşının ihbar ve kıdem tazminatlarının ödendiğini, ödeme nedeniyle davacının davalı şirketi ibra ve diğer haklarından feragat ettiğini, bir işçi hakkında birçok icra takibinin bulunması ve bunun icrası bakımından İcra Dairelerince işverene yazı yazılması durumunda işçinin bu tutumunun ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışlar kapsamında olduğunu, belgelerini sunacakları takipler nedeniyle iş akdinin feshi diğer haklı sebep olması sebebiyle davacının iddialarının hukuksal dayanağı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Türkiye İş Kurumu vekili cevap dilekçesi ile; işsizlik ödeneğine hak kazanmanın şartlarının 4447 sayılı yasanın 51. maddesinde düzenlendiğini, belgelerde davacının hizmet akdinin işveren tarafından 4857 Sayılı Kanun'un 25. Maddesinin ikinci fıkrasına göre feshedildiğinin belirtildiğini, bu nedenle davacının durumunun 4447 sayılı yasanın 51. maddesinde belirtilen şartları taşımadığını ve bu sebeple davacının işsizlik ödeneği başvurusunun reddedildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; davacının davalıya ait işyerinde işçi olarak çalıştığı, 18.06.2010 tarihinde meydana gelen eyleme katıldığı, sık sık rapor aldığı, icra borcu olduğu, şirketin itibarını zedelediği, çalışma organizasyonunu olumsuz etkilediği gerekçesiyle iş akdinin İş Kanununun 25/II maddesi gereğince feshedildiği, davacının işsizlik ödeneği için başvurduğu, ancak başvurunun işçinin kusuru gerekçe gösterilerek reddedildiği, uyuşmazlığın iş akdinin feshinin nedenleri noktasında toplandığı, iş akdinin ihbar ve kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona erdiğinin işverence ispatının gerektiği, davalı işverenin fesih gerekçesinin "ahlak ve iyi niyete uymayan haller" (İş Kanunu 25/II) olduğu, davacının eyleme katılması, sık sık rapor alması, icra borcu bulunmasının bu kapsamda değerlendirilemeyeceği, davacı hakkında önceden disiplin soruşması yapılmadığı, ayrıca davacıya ihbar ve kıdem tazminatı ödendiği, bu durumda feshin haklı olduğunun davalı işverence ispatlanamadığı ve 4447 sayılı yasanın 51 maddesinde işsizlik ödeneği alabilme şartlarının düzenlendiği, buna göre feshin haksız olmasının yanında fesihten önceki son 120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olması gerektiği, davacının ise 62 gün çalıştığı, işsizlik ödeneği alma şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Belirtilen iddia ve savunma ile dosya içeriğinden anlaşılan duruma ve mahkeme kararının gerekçesine göre dava davacı işçinin işsizlik ödeneğinden yararlandırma talebinin reddine yönelik davalı kurum işleminin iptaline ilişkin olup; uyuşmazlık iş sözleşmesinin sona ermesinin işsizlik ödeneğini gerektirip gerektirmediği başka bir deyişle davacının işsizlik ödeneğinden yararlanması için gerekli koşulların bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 4447 sayılı işsizlik sigortası kanunun işsizlik sigortasından yararlanma koşullarını düzenleyen 51.nci maddesine göre iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshedilmemiş olması ve işçi tarafından ise haklı sebeple feshedilmiş olması gerekmektedir. Aynı yasanın 48.nci maddesinde iş sözleşmesinin sona erdirilmesi durumunda işverence kuruma fesih türünün de yazılı olduğu işten ayrılma bildirgesinin verileceği öngörülmüştür. Fesih türü bakımından işsizlik ödeneğine hak kazanma koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinde işverence kuruma verilen işten ayrılma bildirgesinde yazılı bilgilerin esas alınacağı kuşkusuzdur. Somut olayda, davalı kurum davacı hakkında işverence verilen işten ayrılma bildirgesinde belirtilmiş olan fesih türüne göre davacının işsizlik ödeneğine hak kazanmadığı sonucuna varılmış ancak mahkeme kararı getirildiğinde durumunun yeniden değerlendireceği bildirilmiştir.
Aynı fesih sebepleriyle iş akdi feshedilenlerden İbrahim Tünek adlı işçinin açtığı davada verilen kabule dair karar Dairemizin 2013/20191 E. 2014/8869 K. Sayılı 24.04.2014 tarihli kararıyla onanmış olup fesih bakımından işsizlik ödeneğine hak kazanma bakımından sorun kalmamıştır.
Fesihten itibaren geriye doğru 120 gün prim ödeme şartına gelince; davacı davalı işverence muvafakatı olmaksızın, tamamen mecburi olarak 03/07/2010-14/08/2010 tarihleri arasında ücretsiz izne çıkarıldığını, ücretsiz izin dönüşünden sonra da davalı işverenin haksız yere iş akdini 24/09/2010 tarihinde tek taraflı olarak fesh ettiğini beyan ederek 03/07/2010-14/08/2010 tarihleri arasındaki ücretsiz izinlerin İptali ve bu tarihler arasındaki ücretlerin ödenmesine, bu tarihler arasındaki SGK 'ya bildirilmeyen, prime esas kazançlarının ve günlerinin bildirilmesine ve ayrıca bu günlerin hizmetten sayılmasına dair Karabük İş Mahkemesinin 2011/298 E sayılı dosyasıyla dava açmış ve bu davada 4857 sayılı İş Kanununda işçinin rızası dışında ücretsiz izin uygulamasına yer verilmediği, Yargıtay kararlarında ise işçinin muvafakatı olmaksızın ücretsiz izne ayrılmasının işveren tarafından iş akdinin haksız olarak feshedilmiş sayılacağının belirtildiği, davacıya ait işyeri sicil dosyasında bulunan 30/06/2010 tarihli kapsam içi personel ücretsiz izin formunun incelenmesinde: Davacının 03/07/2010-02/08/2010 tarihleri arasında ücretsiz izne çıkartılmasının uygun görüldüğü, bu uygulamayı davacının kabul etmediği, davacı tarafından ücretsiz izin uygulamasının kabul edilmemesi nedeniyle iş akdinin davalı işveren tarafından 03/07/2010 tarihi itibariyle haksız olarak feshedilmiş sayılacağı kanaatine varılarak davacının fiilen çalışmadığı sürenin hizmetten sayılmasını isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup bu karar Yargıtay 21. H.D. 2012/2482 E, 2013/10202 K sayılı 20.05.2013 tarihli ilamı ile onaylanmıştır. Bu nedenle fesih tarihi 03.07.2010 tarihi kabul edilerek 4447 sayılı işsizlik sigortası kanunun işsizlik sigortasından yararlanma koşullarını düzenleyen 51.nci maddesindeki şartları taşıyıp taşımadığı yönünde inceleme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Bu nedenle davacı temyizi yerindedir.
Mahkemece belirtilen tüm bu hususlar gözetilmeden davanın yazılı şekilde reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunmuş ve hükmün bozulması gerekmiştir.
Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı tarafa iadesine, 11.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.