Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Uyuşmazlık, bir kısım ziynet eşyalarının aynen iadesi, mümkün değilse fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bedeli olan 8.000 TL’nin tahsiline ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, tarafların evli olmalarına karşın davalının kusurlu hal ve hareketleri nedeniyle ayrı yaşadıklarını, taraflar evlenirken davalının davacıya dava konusu edilen ziynet eşyalarını taktığını, ancak evlilikleri sırasında söz konusu ziynetleri aldığını, bir daha da geri vermediğini belirterek, ziynetlerin aynen iadesini, mümkün değilse fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla değeri olan 8.000 TL’nin tahsili istemiştir. Davalı vekili, davanın usul ve esas yönünden reddinin gerektiğini, eşyaların nitelik ve niceliklerinin doğru olmadığını, dava dilekçesinde belirtilen eşyaların bir kısmının davalıya takıldığını, davacıya takılmadığını, taraflar Haziran 2009 ayında ayrılırlarken davacının ziynetler de dahil olmak üzere eşyalarını alarak tamamen rızaya dayalı olarak evden ayrıldığını belirterek, yersiz ve dayanaksız açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Diğer bir deyimle bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağana ters düşer.
Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyadır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğu kabul edilmelidir.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını, ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, ispat yükü altındadır.
Olayda, davacı ile davalı 7.3.2008 tarihinde evlenmişlerdir. Bu evliliklerinden müşterek çocukları bulunmamaktadır. Dosya kapsamı ve boşanma davası içeriğine göre davacının sağlık sorunları nedeniyle aralarında sorunlar yaşanmaya başlaması üzerine davalı tarafından Alaşehir 2. Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi’nin 2009 / 168 esas sayılı dosyasında açılan boşanma davası da reddedilmiştir. Davacı düğünde kendisine takılan ziynetlerin evlilik süreci içinde kendisinden alındığını, bir daha da iade edilmediğini, ortak konuttan ayrıldığı sırada dava konusu edilen ziynetlerini alamadığını, davalıda kaldığını ileri sürmüş ise de, evden son ayrıldığı tarih itibariyle dava konusu ev ve ziynet eşyasının götürülmesine engel olunduğunu ve evlilik sırasında kendisinden alındığını dosyaya sunduğu delillerle kanıtlayamamıştır. Bununla birlikte davacı, dava dilekçesinde ve 3.8.2010 tarihli delil listesinin 1. bendinde “her türlü deliller” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya dava konusu ziynetlerin evlilik birliği sırasında kendisinden alındığı, ortak konuttan ayrıldığı sırada alamadığı, davalı tarafta kaldığı konusunda davalı yana yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.'na 31.03.2011 tarihli 6217 sayılı kanunun 30. maddesiyle ilave edilen geçici 3. madde düzenlemesi doğrultusunda HUMK.nun 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 4.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.