Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 20.04.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden taraflardan kimse gelmediğinden incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildi. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi gereği düşünüldü:
Davacı vekili, vekil edeninin zilyetliğinde bulunan beş dönüm arazi ile evinin davalı tarafından işgal edildiğini açıklayarak davalının elatmasının önlenmesine geriye doğru beş yıl için 7.230 TL ecrimisilin davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı taraf davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay 1.Hukuk Dairesi'nin 20.5.2013 tarihli ve 2013/6398 Esas 2013/8119 Karar sayılı ilamı ile bozulması üzerine mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden davacı tarafın dava konusu 37 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğu anlaşılmakla, dava; mülkiyet hakkına ve zilyetliğe dayanılarak açılan çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkin olup, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlüğü zamanında açılmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683/2. maddesinden kaynaklanan davaların taşınmazın aynına (mal varlığına) yönelik olduğu, mahkemenin görevinin elatılan taşınmazın değeri ve talep edilen ecrimisil değeri toplamına göre belirleneceği kuşkusuzdur.
Öte yandan, görev kamu düzeniyle ilgili olup yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilmesi gereken bir usül kuralıdır.
Somut olayda, davacı taraf davasını 7.230 TL ecrimisil bedeli üzerinden açmış, yargılama sırasında işgal edilen alanın değeri 31.225,60 TL olarak tespit edilmiş ve harç tamamlanmıştır.
Hal böyle olunca, HUMK'un 8/1 maddesi gereğince görevsizlik kararı verilmesi yerine, esastan hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Davalı vekilinin temyiz talebinin yukarıda açıklanan nedenle kabulüyle hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.4.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.