Sanık ...'ın yokluğunda verilen hükmün öncelikle bilinen son adresine Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesi gereğince tebliğ edilmesi gerekirken doğrudan MERNİS adresine aynı Kanun'un 21/2. maddesi gereğince tebliğ edilmesi usulsüz olup, sanık ...'ın 03.08.2016 havale tarihli temyiz dilekçesinin öğrenme üzerine süresinde verilmiş olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
A.Sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri yönünden
1.Sanıkların yargılama konusu eylemleri için, 5237 sayılı TCK'nın 204/1 madesi uyarınca belirlenecek cezaların türü ve üst haddine göre aynı Kanun'un 66/1-e maddesi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, zamanaşımı süresini kesen son işlemin 09.06.2016 tarihli mahkûmiyet kararı olduğu ve bu tarihten, temyiz inceleme tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu anlaşılmakla, katılan vekili, sanık ... müdafii ve sanık ...'ın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta, aynı Kanun’un 322. maddesindeki yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanıklar hakkındaki kamu davalarının gerçekleşen olağan dava zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
B. Sanıklar hakkında tacir veya şirket yöneticileri ile kooperatif yöneticilerinin dolandırıcılığı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri yönünden
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 12. maddesinde “Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.“ hükmü, aynı Kanun'un 11. maddesinde“ Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır ibaresi, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir '' ve 15. maddesinde “İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11'inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır“ düzenlemesi bulunmaktadır. 5237 sayılı Kanun'un 158/1-h maddesinde yer alan suçun oluşabilmesi için ise, öncelikle failin yukarıda açıklandığı şekilde tacir olması veya bir şirketin olması, failin ise o şirketin yöneticisi veya şirket adına hareket etmeye yetkili temsilcisi, şirket müdürü olması ve suçun, söz konusu kişilerin ticari faaliyetleri sırasında ve yine bu faaliyetle ilgili olarak üçüncü kişilere karşı işlenmesinin gerektiği nazara alındığında, sanıklara yüklenen suçun vasfı yönünden, suç tarihinde sanıklar adına kayıtlı ticari işletme veya sanıkların yöneticisi ve yetkilisi oldukları şirket bulunup bulunmadığının ilgili ticaret odası ve vergi dairesi müdürlüğünden sorulması, sanıkların eylemlerin, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olduğu dolandırıcılık kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi, kalmadığının kabulü durumunda 5237 sayılı Kanun'un 157/1. yer alan ve uzlaşmaya tabi basit dolandırıcılık suçunun oluşacağı göz önünde bulundurularak, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi,
Yasaya aykırı, katılan vekili, sanık ... müdafii ve sanık ...'ın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.10.2024 tarihinde karar verildi.