Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Kadastro sırasında Kocakovacık Köyü 106 ada 18 parsel sayılı, 733.378,97 m2 yüzölçümlü taşınmaz, meşelik niteliği ile Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı, sahibi olduğu 6 dönümlük taşınmazının Hazineye ait parsel içinde tesbit edildiğini ileri sürerek zilyetlik iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın (A) işaretli 6017,66 m2 yüzölçümlü bölümünün kadastro tespitinin iptali ile davacı adına tapuya tesciline, (B) ve (C) işaretli toplam 727361,31 m2 yüzölçümlü bölümlerin tesbit gibi tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1993 yılında orman kadastrosu ve 2/B uygulaması yapılmıştır.
Mahkemece, dava konusu taşınmaz üzerinde davacı yararına irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı mülk edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de mahkemenin bu kabulü dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Taşınmaz, kadastro sırasında meşelik niteliği ile Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı, taşınmazın babası ... Ter’den kaldığını, daha sonra yaptıkları paylaşımda kendisine düştüğünü ve zilyetliğinde bulunduğunu ileri sürerek dava açtığından, davacı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekir. Tapusuz bir taşınmazın tesciline karar verilebilmesi için öncelikle, taşınmazın niteliğinin kazanılmaya elverişli yerlerden olması ve zilyet yararına aralıksız ve çekişmesiz ve malik sıfatıyla olmak üzere 20 yıla ulaşan zilyetliğin maddî olaylara göre bilirkişi ve tanık sözleri ile kanıtlanması gerekir. Keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözlerine göre taşınmazın davacının babası ... Ter’e ait olup, ölümünden sonra davacı ...’e kaldığı, 15 yıl öncesine kadar otu biçilmek suretiyle kullanıldığı, son 15 yıldır kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Ziraatçı bilirkişi raporunda da taşınmazın 25 - 30 yıldan beri kullanılmadığı, üzerinde yabanî otların bulunduğu, doğu kısmında seyrek sıralı 15 adet yabanî erik ağacı ile çevrili, yaşları 10 ile 80 arasında değişen dağınık 5 meşe ağacı ile 60 yaşlarında bir karaçam ağacının bulunduğu, orman bilirkişi raporuna göre ise, taşınmaz üzerinde dağınık halde 10 - 80 yaşlarında meşe ağaçları ile 60 yaşlarında karaçam ve ahlat ağaçları ile yabanî eriklerin bulunduğu, 30 yıldan beri tarımsal faaliyet yapılmadığı bildirilmiştir. Tüm bu olgular nazara alındığında, taşınmazın iradî olarak tesbit gününden 25 - 30 yıl kadar önce terk edildiğinin kabulü gerektiği ve davacı yararına 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde ... koşulların oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine, taşınmazın tesbit gibi Hazine adına tesciline karar verilmek gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek ... olduğu şekilde davanın kabulü yoluna gidilmiş olması doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 20.12.2012 günü oybirliği ile karar verildi.