Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sonucu, ...Köyü çalışma alanında bulunan 861 parsel sayılı 17.615,23 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı nedeniyle ... adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı Hazine, tapu kaydına dayanarak, tapu iptali ve adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın fen bilirkişi raporunda gösterilen 1100,00 metrekarelik bölümünün tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro öncesi nedenlere dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davası olup, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde, kadastro tespit tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı düzenlenmiştir. 3402 sayılı Yasa'nın 12/3. maddesinde öngörülen süre hak düşürücü süre olup kamu düzeni ile ilgilidir ve mahkemece davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gereken olumsuz dava şartlarındandır. 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Kanun'un 3. maddesi ile de 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na “Bu Kanun'un 12'nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” hükmünü içeren geçici 10. madde eklenmiştir. Ancak anılan Kanun, Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 tarih 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş ve daha sonra Resmi Gazete'de yayımlanarak iptal hükmü yürürlüğe girmiştir. İptal kararının gerekçesinde, "Anayasa'nın 43. ve 169. maddelerinde temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkını güvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyet yasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir." denilmek suretiyle kıyı kenar çizgisi ve orman iddiası ile açılan davalarda on yıllık hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı belirtilmiştir. Diğer bir anlatımla kamu malları (kıyı kenar çizgisi ve orman iddiası gibi) dışında kalan, yani özel mülke konu olabilecek taşınmazlar yönüyle on yıllık hak düşürücü süre uygulanacaktır. Dairemizin uygulamayla kararlılık kazanmış görüşü de bu yöndedir. Somut olayda Hazinenin davası, özel mülkiyet iddiasıyla açılan tapu iptal ve tescil davası olduğundan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin 3. fıkrasındaki hak düşürücü süreye tabidir.
Hal böyle olunca; Mahkemece, davanın, hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmış olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeksizin, işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, yasal koşullar gerçekleştiğinde kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.06.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.