Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine ve kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davacı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
İlk Derece Mahkemesinin vermiş olduğu önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; "Taraflar arasındaki uyuşmazlığın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14 üncü maddesi uyarınca zilyetlik hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, dava konusu taşınmazların davacı ... ... mirasçılarının dayandıkları tapu kaydı kapsamında kalmadığı, çekişmeli parsellere kimin ne zaman ve ne şekilde zilyet olduğunun gereği gibi araştırılmadığı açıklanarak, ... ...’nın ölüm tarihi araştırılarak terekesinin müşterek mülkiyet teşkil edip etmeyeceği üzerinde durulması, ayrıca ... oğlu Musa ve arkadaşlarının dayanmış olduğu 10 nolu vergi kaydının keşfen uygulanarak kapsamının belirlenmesi, kaydın revizyonunun araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi " gereğine değinilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; " ... ...' nın ölüm tarihinin 1895 olduğu, terekesinin müşterek mülkiyet durumunda olduğu ve her mirasçısının dava konusu parselde 100' er dönüm zilyetlikle edinme haklarının bulunduğu, davalılarca dayanak gösterilen 1937 tarih 10 tahrir vergi kaydının mahallinde yapılan uygulamasında kaydın sınırları itibariyle 130 nolu parselin doğu bölümünü kapsadığı, kaydın sınırlarında genişletilmeye müsait nitelikli sınırlar olması nedeniyle 3402 sayılı Kanun'un 20-B maddesi uyarınca dayanılan belgenin kayıt miktarıyla kapsamının tayini gerektiği, aynı vergi kayıt malikinin ölüm tarihinin medeni yasanın kabulünden sonra olması nedeniyle terekesinin iştirak halinde mülkiyet durumunda olduğu anlaşılmış böylece tüm mirasçılarının zeminde fiilen kullandıkları 128 nolu parselin doğu bölümünde 100000 m2' lik kısmı kullandıkları tespit edildiği, mahkemece yapılan keşifte tarafların zilyetliğinin başlangıcı, sürdürülüş biçimi ve süresi açık ve net şekilde açıklığa kavuştuğundan vergi kayıt maliki ... oğlu ... ve müştereklerinin zilyetlikle edinebilecekleri 100000 m2' nin 128 nolu parselin doğu bölümünde (C) harfiyle işaretlenerek gösterildiği ve kayıt maliki mirasçıları adına tapuya tesciline karar vermek gerektiği, aynı parselde bakiye kalan ve bilirkişi raporunda (D) harfi ile işaretlenen ... ...' nın mirasçılarının malik sıfatıyla tasarruf ve zilyetliklerinde olan 323460,60 m2' lik kısmın ... ... mirasçılarının adlarına tesciline karar vermek gerektiği, 130 nolu parselde B harfiyle gösterilen 280679,27 m2'lik kısım yönünden ise Hazinenin davasının kabulüne karar vermek gerektiği " gerekçesiyle, davacı Hazinenin 128 parsel sayılı taşınmaz yönünden davasının reddine, fen bilirkişi raporunda 128/D ile gösterilen 323460. 60 m2'lik kısmın Diyarbakır Sulh Hukuk Mahkemesinin 1986/723 Esas ve 1986/1339 Karar sayılı veraset ilamına göre ... ... mirasçıları adlarına, 128/C harfiyle gösterilen 100000 m2'lik kısmın ... oğlu ... ve müşterekleri adına tapuya kayıt ve tesciline, 130 parsel sayılı taşınmaz yönünden davasının kısmen kabulüne, fen bilirkişi raporunda 130/A harfiyle gösterilen 30000 m2'lik kısmın ... oğlu ... ve müşterekleri adına, 130/B harfiyle gösterilen 280679,27 m2'lik kısmın miktar fazlası olarak Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, verilen bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 1 inci maddesi uyarınca, kadastro hakimi, doğru, infazı kabil, infaz sırasında tereddüt oluşturmayacak ve taşınmaz hakkında sicil oluşturmaya elverişli şekilde karar vermek zorundadır.
Ne var ki; İlk Derece Mahkemesince, fen bilirkişi M. Zahit Aktan'ın 10.09.2018 tarihli raporuna ek krokide 128/D ile gösterilen 323.460,60 m2'lik kısmın ... ...'nın mirasçıları adına payları oranında tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği ve Diyarbakır Sulh Hukuk Mahkemesinin 1986/723 Esas ve 1986/1339 Karar sayılı veraset ilamına atıf yapıldığı halde, atıf yapılan veraset ilamında adlarına pay verilen bir kısım mirasçının isimlerine rastlanmadığı ve bu haliyle verilen hükmün infazının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 25/1 inci maddesi hükmü gözetilerek, mirasçıları lehine tescil hükmü kurulan ... ...’nın veraset ilamı, bu davaya özgü olmak üzere Kadastro Mahkemesi hakimi tarafından düzenlenmel, davaya dahil edilmeyen mirasçının bulunması halinde davaya dahil edilmesi sağlanmalı ve ardından veraset ilamına atıf yapılarak, pay ve payda toplamı eşit olacak şekilde, adına tescil kararı verilen mirasçının / mirasçıların pay miktarı, adı, soyadı, baba adı ve mümkün ise T.C. Kimlik Numarası hüküm yerinde açıkça belirtilmek suretiyle, infazı mümkün ve doğru sicil oluşturmaya elverişli bir hüküm kurulmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince, bu husus gözetilmeksizin, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 1 inci maddesi hükmüne aykırı davranılarak, infazı kabil olmayacak şekilde hüküm tesisi usul ve Kanuna uygun bulunmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
24.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.