Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikte ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu ... hakkında yapılan takiplerin semeresiz kaldığını, dava konusu taşınmazını 01.07.2016 tarihinde davalı annesi ...'ya devrettiğini belirterek, bu tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline yapılan dava dilekçesi tebliğ işleminin usulsüz olduğunu, dava dilekçesinin 03.04.2019 tarihinde tebliğ edildiğini, ancak müvekkilinin davayı 17.05.2019 tarihinde evine gelen duruşma davetiyesi ile öğrendiğini, İcra İflas Kanunu 277 maddesine göre tasarrufun iptali davası açılabilmesi için alacaklının elinde "geçici yahut kesin aciz vesikası" bulunması gerektiğini, bu hususun dava şartı olduğunu ve açılan davada bu şartın gerçekleşmediğini, tasarrufun iptali davasında borçlunun bağışlama ve ivazsız tasarruflarının iptal konusu olabilmesi için hacizden veya haczedilecek mal bulunamaması sebebiyle acizden itibaren geriye doğru iki sene içinde yapılmış olması gerektiğini, açılan dava geçici aciz belgesi olarak nitelendirilen belgenin tarihinin 06.03.2019 olduğunu, diğer davalı ...'ın dava konusu taşınmazı müvekkiline devrettiği tarih ise 01.07.2016 tarih olup maksimum 2 yıllık sürenin fazlasıyla geçtiğini, davacının işbu davayı ikame etmekte hiçbir hukuki yararının bulunmadığını belirterek davanın öncelikli olarak usulden reddine ve mezkur haksız, dayanaksız ve mesnetsiz ve şartları oluşmamış davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...'a dava dilekçesi tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının annesine taşınmazını devretmesinin, annesinin borçlunun zarar verme kastını bildiği, dava dışı kardeşi Soner'in ipoteği kaldırmasının taşınmazı satın alma amacı taşımayacağı, sadece ...'in borcunu ödediği anlamını taşıyacağı, bedel konusunda misli fark olduğu, dolayısıyla kanuni şartların oluştuğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; savunmalarının mahkemece dikkate alınmadığını, davacı vekilinin 29.01.2021 tarihli son celsedeki beyanlarında 6219 sayılı kanunun geçici 5. maddesine atıf yaparak haksız şekilde harçtan muafiyetleri olduğu iddiasında bulunduğunu, yine 29.01.2021 tarihli son celse zaptına geçen beyanında davacı vekilinin; dava değerini 120.000,00 TL olarak ıslah ettiğini, oysa ki bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın dava tarihi olan 20.03.2019 tarihi itibariyle değerinin 170.000,00 TL olarak belirlendiğini, dava şartı olan geçici yahut kati aciz vesikası alınmış olması şartının yerine getirilmediğini, somut olayda alacaklı vekili ile vazifeli icra memurlarının müvekkiliniadresine fiili haciz için gittikleri vakit müvekkili adreste bulamayınca haciz tutanağının "...Zile basıldı kapı kapalı camdan içeri bakıldığında borcu karşılayacak ekonomik değeri olan eşya olmadığı görüldü yapılacak işlem yok..." şeklinde düzenlendiğini, bu şekilde düzenlenen haciz tutanağının geçici aciz vesikası niteliği taşımayacağını, ayrıca davacı her ne kadar "yargıtay kararlarında, tüm araştırmalara rağmen borçlunun ikametinin tespit edilememiş ve sair malvarlığı sorgulamalarının da yapılmış olması halinde menkul haczine ilişkin tutanağın aranmayacağı" şeklinde beyanda bulunmuş ise de var olduğunu iddia ettiği bahse konu yargıtay kararlarını sunmadığını, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporunda taşınmazın devir tarihindeki kıymetinin tespiti 120.000,00 TL olarak tespit edilmiş olup, müvekkilinin diğer oğlu ...'ın ise 153.000,00 TL ödeme yaparak taşınmazı satın aldığının sabit olduğu, sunulan makbuzlardan da anlaşıldığı üzere müvekkilinin ve diğer davalı oğlunun; davacının iddia ettiği gibi 280. Madde hükmüne göre davacıya zarar verme kastı veya buna dair bir işlemin olmadığının rahatlıkla anlaşıldığını, kaldı ki davacının bu durumu ispat edemediğini, müvekkilinin dava konusu evi, ilk olarak 09.12.2011 tarihinde diğer çocuklarına da evlenirken yardım ettiği için ve gelini ile oğlunun arasının bozulmaması adına, ivazsız olarak diğer davalı ...'a devrettiğini, 1997 yılından beri dişiyle tırnağıyla çalışıp elde ettiği dava konusu evinin, oğlunun kredi borcu sebebiyle yok pahasına satılmasını istemediği için, diğer davalı ...'tan evi ipotekli olarak 01.07.2016 tarihinde devraldığını, bu devirden sonra dahi evde müvekkilin Ali İhsan isimli oğlu oturduğunu, ...'ın dava konusu ev ile müvekkiline devrinden sonra hiçbir bağı kalmadığını, dava konusu taşınmazın bedelinin ödendiğinin sonradan oluşturulması mümkün olmayan belgelerle ispatlandığını, bu hususun dahi dava konusu tasarrufun muvazaalı olmadığını ve iptalinin gerekmediğini kanıtlar nitelikte olduğunu, davacı her ne kadar müvekkilinin dava konusu taşınmazı 50.000,00 TL bedel ile taşınmazın gerçek değerinin çok altında devraldığını iddia etse de; müvekkilinin dava konusu taşınmazı ipotek şerhli olarak diğer davalıdan devraldığı, kaldı ki asla kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının taşınmazın gerçek değerinin altında devredildiğine ilişkin mezkur iddiasının, taraflarınca sunulan deliller karşısında kabulüne olanak olmadığını, bedeller arasında misli fark bulunmadığını, dava konusu evin üzerinde, değerinden fazla miktarda olmak üzere QNB Finansbank’a ait olan 300.000,00 TL'lik kredi borcu sebebiyle; ipotek bulunmakta olup ipotekli dava konusu taşınmazın tasarrufu iptal edilse dahi, davacının mezkûr alacağını tahsil etme imkânı bulunmadığını, davacı buna karşılık ilgili ipoteğin kendi alacağından sonra geldiğini iddia etmekte olup bu hususun da kabulünün mümkün olmadığını, davacının işbu davayı ikame etmekte hiçbir hukuki yararı bulunmadığınını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tasarrufa konu taşınmazı devralan kişinin borçlunun annesi olması nedeniyle yasal düzenleme uyarınca borçlunun zarar verme kastını bilen kişilerden kabul edilmesi, yine taşınmazın devir tarihindeki değeri 120.000,00 TL olmasına rağmen tapuda 50.000,00 TL üzerinden satış işlemi gördüğü, davalı ...'nin savunmasında ipotek borcu olarak 153.000,00 TL ödendiğinin belgelenmesine rağmen göz ardı edildiğini beyan ettiği; ancak bu bedelin dava dışı ... tarafından taşınmazı yeniden ipotek ederek kredi çekmek amacıyla ödendiğinin dosya kapsamından anlaşılması karşısında, davalının bu istinaflarının yerinde olmadığı gerekçesi ile davalı ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesinde gerekçelerini tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 277 ve devamı maddeleri.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalı ...'ya yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,24.09.2024 tarihinde birliğiyle karar verildi.