Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın kabulü ile ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından süresinde temyizi üzerine; düzenlenen rapor ile dosyadaki belgeler okundu, işin gereği düşünüldü, aşağıdaki karar tespit edildi:
506 sayılı SSK m.80 hükmüne göre; Kurumun süresinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. 6183 sayılı AATUHK m.58 uyarınca, Kurum alacakları yönünden tebliğ edilen ödeme emrine karşı açılacak davalar (7) günlük hak düşürücü süreye tâbidir. 6183 sayılı Kanun uyarınca yapılan takip nedeniyle; borçlu olmadığının tespitine ve takibin iptaline yönelik dava menfi tespit niteliğindedir. Maddede belirtildiği gibi “böyle bir borcun olmadığı”, “kısmen ödendiği” veya “zamanaşımına uğradığı” yönündeki iddialar dışında yeni ve ayrı bir itiraz nedeni ileri sürülemez. Ayrıca İİK m.72 hükmüne benzer bir düzenlemeye 6183 sayılı Kanunda yer verilmediğinden (7) günlük hak düşürücü süreyi geçiren borçlunun, sonradan menfi tespit davası açma olanağı bulunmamaktadır. Kanun koyucu, tahsili istenen alacağın kamusal nitelikte ve imtiyazlı oluşu nedeniyle; sürüncemede kalmaması, hızlı tahsil edilebilmesi için takibin kesinleşmesinden sonra, yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılması yönünde herhangi bir hüküm öngörmemiştir. Bu durumda takibin itiraz edilmeden veya dava açılmadan kesinleşmesi; yahut itirazın veya davanın hak düşürücü sürenin geçirilmesi ile reddine karar verilmesi hallerinde; kamu alacağı borçlusunun menfi tespit veya geri alım (istirdat) davası açabilmesi olanaksızdır. Ancak koşulları oluştuğu ve kanıtlandığı takdirde 506 sayılı Kanun m.84 hükmüne dayalı olarak, açılacak dava ile ödenen primlerin, Kurumdan geri istenmesi mümkündür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.04.2006 gün ve 2006/21-198 Esas, 2006/249 Karar; 03.10.2007 gün ve 2007/21-623 Esas, 2007/717 Karar, 27.02.2008 gün ve 2008/21-139 Esas, 2008/204 Karar numaralı ilâmlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
Dava dosyasında, iki ayrı dava dosyası birleştirilmiştir.
1- Asıl dava dosyasında, davalı SGK Başkanlığınca, davacı aleyhine 2003/11123 sayılı takip dosyasında, 2002/11,12 ve 2003/1,2,3 aylarına ait işsizlik sigortası primi ve gecikme zamları alacağı talebiyle, 6.7.2009'da ödeme emri tebliğ edilmiş, 10.7.2009'da da (7) günlük hak düşürücü sürede bu dava açılmıştır. Talep edilen alacaklar da 5 yıllık zamanaşımı süresine tâbi olduklarından ve zamanaşımı süresi de geçtiğinden Mahkemenin bu konudaki kararında isabetsizlik görülmemiştir. Bu nedenle davalı SGK Başkanlığının sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Bu dosya ile birleşen Bakırköy 4. İş Mahkemesinin 2011/187-219 esas ve karar nolu dosyasında ise 2003/11124 sayılı takip dosyasına ait 2002/6 ilâ 2003/3 aylarına ait prim ve gecikme zammı alacağı talebiyle 6.7.2009'da ödeme emri tebliğ edilmiş, 15.9.2010'da ise (7) günlük hak düşürücü süre geçirildikten sonra bu dava açılmıştır.
Yukarıda açıklanan maddi ve yasal olgular karşısında, menfi tespite ilişkin eldeki davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının öncelikle belirlenmesi, hak düşürücü sürede açılmadığının tespiti halinde esasa yönelik inceleme yapılmadan davanın bu nedenle reddine karar verilmesi; hak düşürücü süre içinde açıldığının belirlenmesi halinde ise 6183 sayılı Kanun m.58'de belirtilen sınırlı itiraz nedenleri dikkate alınarak yapılacak inceleme ve değerlendirmeye göre karar verilmelidir. Mahkemece, belirtilen yasal yöntem izlenmeden, bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı SGK vekilinin sair temyiz itirazlarının reddiyle, birleşen davada ki 2003/11124 sayılı takip yönünden temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.