Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan; TCK’nın 309/1,3713 sayılı kanun 5/1, TCK 39/1,53,58/9,63. maddesi uyarınca verilen mahkumiyet kararınına ilişkin istinaf başvurularının esastan reddi
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
I-) Sanık müdafinin duruşmalı inceleme talebi yönünden;
Sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen hükmün İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi'nce yapılan incelemede istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş ve karar temyiz edilmiş olmakla; sanık müdafinin duruşmalı inceleme isteminin, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunmalarını kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, takdiren 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK'nın 299. maddesi uyarınca REDDİNE,
II-) ... ve ... Genel Müdürlüğü vekillerinin tüm suçlar yönünden; katılan TBMM Başkanlığı vekilinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçları dışında kalan suçlar yönünden temyiz talebinin incelenmesinde;
Bölge Adliye Mahkemesinin, ... ve ... Genel Müdürlüğü'nün tüm suçların; katılan TBMM Başkanlığı'nın ise Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçları dışında kalan suçların niteliği itibarıyla suçtan doğrudan zarar görmemeleri nedeniyle davaya katılmalarına imkan bulunmadığından CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca verdiği istinaf başvurusunun reddine dair karar, anılan maddenin son cümlesine göre itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından, itiraz merciince de bu hususta bir karar verilmiş bulunduğundan temyiz incelemesine yer olmadığına,
III-)Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden katılan T.C. ... vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde;
Müşteki kurum vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun katılma hakkın bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf talebinin CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca reddine dair kararı anılan maddenin son cümlesine göre itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,
IV-)Tüm suçlar yönünden Cumhurbaşkanı ... vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, TBMM'yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından Cumhurbaşkanı ...’ın (kişisel olarak) suçların niteliği itibariyle doğrudan zarar görmediği ve bu nedenle de davaya katılma hakkı bulunmadığı, bu kapsamda davaya katılmasına ilişkin karar hukukî değerden yoksun olup, hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden, temyiz talebinin 5271 sayılı CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
Temyizin başkaca reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriği; oluş ve tüm dosya kapsamına göre yapılan incelemede;
V-) HUKUKİ AÇIKLAMALAR
Ayrıntıları, Dairemizin 22.03.2019 tarih ve 2018/7103 E. 2019/1953 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere;
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.
Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de bu husus suçun unsuru değildir.
Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür.
Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez.
15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır.
Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir.
Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir.
TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla, sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.
Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde, yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2. maddesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak, amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B).
VI-) Bölge Adliye ve İlk Derece Mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olay ve bu çerçevede yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın Hava Harp Okulu Komutanlığında Psikomotor Bakım Teknisyeni olarak Astsubay ... rütbesinde görev yaptığı, 15 Temmuz akşamı darbe planlamasına da dahil olan Hava Harp Okulu Komutanı Hava Pilot Tümgeneral başka dosya sanığı ...'ın emri üzerine çağrı planının devreye girdiği, bu kapsamda 22.30-23.00 sıralarında sanığın sıralı amiri başka dosya sanığı albay ... ...'ın çağrısı ile ... ... ile birlikte birliğe geldiği, albay ... ...'ın emri ile sanığın resmi kıyafetlerini giyip G5 silah aldığı ve yanına aldığı 2-3 er ile birlikte görev bölgesi olmayan bölgede devriye gezmeye başladığı, saat 03: 00 sularında sanığın görevli olmadığı muhafız bölüğü binasına girdiği, burada nöbetçi Astsubay ... ile karşılaştığı, tanık Cuma'nın sanığın bölükten olmaması nedeniyle sanığı tanımadığı ve sanığa yönelik bağırarak "burada ne işleri olduğunu sorduğu" sanığın da "...'nın emriyle birlik emniyeti sağlıyorum, devriye atıyorum" dediği, koridordaki bağrışmaları duyması üzerine ... tanık ...'in odasından çıkarak sanığa neden bağırdığını ve burada ne işi olduğunu sorduğu, sanığın da "...'nın emriyle devriye atıyoruz" şeklinde sözler söylediği, sabah gün doğmadan önce ise sanığın Destek VIP Nizamiye bölgesinde devriye attığı gece boyunca birlikten ayrılmadığı anlaşılmıştır.
VII-)Yukarıda belirtilen açıklamalar ve gerçekleşen somut olay muvacehesinde sanık hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin sanık ile müdafi, katılan T.C. ... vekili, katılan TBMM Başkanlığı vekili ve Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Sair temyiz itirazlarının reddine ancak;
1-)Sanık hakkında TCK'nın 309. maddesi kapsamında ceza tayin edildikten sonra, eylemlerinin yardım olarak kabul edilmesi sebebiyle TCK'nın 39/1. maddesi gereği 15 yıldan 20 yıla kadar öngörülen hapis cezasının; Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61/1. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı Kanunun 3/1. maddesi uyarınca; suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman, meydana gelen tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurulmak suretiyle, sanığın yapmış olduğu görev, mesleki tecrübesi, bulundukları makam ve rütbesi ile eylem ve faaliyeti de dikkate alınarak; alt sınırdan ceza tayini gerekirken yazılı şekilde uygulama ile fazla cezaya hükmedilmesi,
2-)Takdiri indirim nedeni olarak; failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failinin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususların göz önünde bulundurulması gerektiği gözetilmeden geçmişte haklarında herhangi bir suç kaydı ve sabıkası bulunmayan, dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı da tespit edilemeyen sanık hakkında yazılı şekilde ve yeterli olmayan gerekçe ile TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
3-)Davaya katılma hak ve yetkisi bulunmayan Cumhurbaşkanı ...'ın lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ile müdafi, katılan T.C. ... vekili, katılan TBMM Başkanlığı vekili ve Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'nın temyiz taleplerinin bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA, sanığın ceza miktarı, mevcut delil durumu, suç vasfı ve tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak tutukluluk halinin devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
3. Ceza Dairesi - E. 2021/16050 - K. 2024/10090
Yargıtay Kararı
Künye Bilgileri
| Daire | 3. Ceza Dairesi |
| Esas No | 2021/16050 |
| Karar No | 2024/10090 |
| Karar Tarihi | 17.09.2024 |
Karar Metni
"İçtihat Metni"
Hüküm