Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Dava dilekçesinde, davalıların malik oldukları 1126 parselin ifrazı ile oluşan 3735 ve 3736 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki seraların davacının murisi ... adına kayıtlı 2888,2889 ve 2963 parsel sayılı taşınmazlara tecavüzlü olduğu ileri sürülerek, taşınmaza haksız elatmalarının önlenmesi ve seraların yıkılması istenmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalı ...'in 1126 parsel sayılı taşınmazı sattığını açıklayarak, müvekkili yönünden davanın husumetten reddi gerektiğini, davalı ... vekili ise, 1126 parselin 1991 yılında ifraz edilerek 3735 ve 3736 parsel olduğunu, seranın da 1991 yılından bu yana mevcut bulunduğunu, iddia edildiği gibi davacının taşınmazlarına herhangi bir elatmanın olmadığını beyan ederek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, keşif sonucu sunulan fen bilirkişi raporuna göre, yenileme kadastrosu sonrası davacının murisi adına kayıtlı olan 2888 parsel sayılı taşınmazın 435 ada 11 parsel numarasını aldığı ve davalıların haklı bir neden olmaksızın 435 ada 11 parsel sayılı taşınmazın 85,70 m2'lik kısmına haksız müdahale ettikleri gerekçesi ile müdahalenin men'i ile müdahale edilen alan üzerindeki seranın yıkılmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Davanın kısmen kabulüne dair mahkeme kararı, davalı vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava, mülkiyet hakkına dayalı çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal (yıkım) isteklerine ilişkindir.
Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
2859 sayılı Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, “Teknik nedenlerle yetersiz kalan, uygulama niteliğini kaybeden veya eksikliği görülen ve en az bir mevki veya ada biriminde zemindeki sınırları gerçeğe uygun gösterilmediği tespit edilen tapulama ve kadastro paftaları, bu kanun hükümlerine göre Tapu ve Kadastro Müdürlüğünün teklifi ve ilgili bakanın onayı ile yenilenir. Buna göre tapu sicilinde gerekli düzeltmeler yapılır” hükmü yer almaktadır. Aynı Yasanın 4. maddesinde ise “pafta yenileme işlemlerinin yalnız teknik çalışmaları kapsayacağı, tapu siciline geçmiş ya da geçmemiş mülkiyete ilişkin hakların inceleme konusu yapılamayacağı” hükmüne yer verilmiştir.
Ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesi gereği, Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, davalıların malik oldukları 1126 parselin ifrazı ile oluşan 3735 ve 3736 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki seraların davacının murisi ... adına kayıtlı 2888,2889 ve 2963 parsel sayılı taşınmazlara tecavüzlü olduğu ileri sürülerek müdahalenin men'i ve seranın yıkımı istendiği, dava açıldıktan sonra dava konusu parsellerin bulunduğu bölgede 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22/A maddesi gereği yenileme kadastrosu yapıldığı, yenileme kadastrosunun 25.12.2014 tarihinde tapuya tescil edildiği, yenileme kadastrosuna göre, davacının murisine ait 2888,2889 ve 2963 parsel sayılı taşınmazların sırası ile 435 ada 11 parsel, 435 ada 1 parsel ve 346 ada 363 parsel numarası aldıkları, davalı ...'in malik olduğu 3735 parsel 346 ada 361 parsel, davalı ...'in çocukları ... ile ...'un paydaş olduğu 3736 parselin ise 346 ada 362 parsel numarası aldığı, hükme esas alınan fen bilirkişi Samet Arıcı'nın 23.10.2015 tarihli krokili raporuna göre davacının murisine ait taşınmazlar ile davalıların seralarının bulunduğu taşınmazlar arasında kadastro yolu bulunduğu, yenileme kadastrosu ile oluşan çap kayıtlarına dava dilekçesinde el atma olduğu ileri sürülen 3735 parsel (22/A;346 ada 361 parsel) ve 3736 parsel (22/A;346 ada 362 parsel) üzerinde bulunan seraların davacının murisine ait 2888 parsel (22/A;435 ada 11 parsel), 2889 parsel (22/A;435 ada 1 parsel), ve 2963 parsel (22/A; 346 ada 363 parsel) sayılı taşınmazlara herhangi bir tecavüzünün olmadığı, 2888 parsel (22/A;435 ada 11 parsel) sayılı taşınmaza 435 ada 10 parsel sayılı taşınmazın 85,70 m2 tecavüzünün olduğu, tecavüzlü olduğu tespit edilen 435 ada 10 parsel sayılı taşınmazın dosya kapsamında tapu kaydının bulunmadığı, UYAP üzerinden yapılan sorgulamada da iş bu taşınmazın davalılar adına tapuda kayıtlı olmadığı anlaşılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ve davacı iddiası ile davalıların savunmaları ve teknik bilirkişi raporu doğrultusunda; dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22/A maddesi gereği yapılan ve kesinleşen yenileme kadastrosuna göre davalıların, davacının murisine ait taşınmazlara herhangi bir elatmalarının bulunmadığı, elatma tespit edilen alanın dava konusu edilmediği gibi, 435 ada 10 parsel malikinin davalılar olmadığı ve iş bu taşınmazı da davalıların kullandığı iddia ve ispat edilemediğine göre davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Davalı vekillerinin yazılı temyiz itirazları yukarıda gösterilen nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 10.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi