Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Dava dilekçesinde, davacı adına tapuda kayıtlı 83 parsel sayılı taşınmaza komşu 1314 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki davalıya ait evin yaklaşık 20 m2'sinin tecavüzlü olduğu ileri sürülerek el atmanın önlenmesi, taşan kısmın kal'i ve uygun miktarda hesap edilecek ecrimisil istenmiştir.
Cevap dilekçesinde; davalı 1314 parsel sayılı taşınmazı yaklaşık beş yıl önce üzerindeki ev ile birlikte satın aldığını, 1998 yılından bu yana mevcut olan evin, iddia edildiği üzere davacının taşınmazına taşmasının söz konusu olmadığını, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, yapılacak keşif sonucu evin taşkın olduğu tespit edilirse; evin değerinin zemin değerinden oldukça yüksek olduğunu, bu sebeple evin yıkılması talebini kabul etmediğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, keşif sonucu sunulan fen bilirkişi raporuna göre 218,07 m2'lik alana davalının el atmasının önlenmesi ile tecavüzlü olan kısmın kal'ine, 8.738,09 TL 5 yıllık ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davanın kabulüne dair mahkeme kararı davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Dava, mülkiyet hakkına dayalı çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, kal (yıkım) ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
1.Davalı vekilinin el atmanın önlenmesi ile yıkım istemine yönelik temyiz itirazları yönünden;
Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Bilindiği üzere, dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş 6100 sayılı HMK'nin 125. maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir.
Buna göre '' Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı seçimlik yetki olarak: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür '' hükmü mevcuttur.
Kendiliğinden (re’sen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, mahkemece 6100 sayılı HMK'nin 125. maddesi gözetilerek işlem yapılması ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekeceği açıktır.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu edilen ve davalının paydaş olduğu 1314 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının dosya içerinde mevcut olmadığı, UYAP üzerinden (TAKBİS) yapılan sorgulamada, taşınmazın tarla vasıflı 6.306,16 m2'lik paylı mülkiyete tabi olduğu, davalı ...'ın 13.09.2011 tarihli satış ile taşınmazda 500/3153 oranında paydaş iken mahkeme kararından sonra payını 08.09.2020 tarihinde satmış olduğu anlaşılmıştır.
a)Mahkemece, öncelikle el atmanın önlenmesi ile kal istemi yönünden dava konusunun davalı tarafından devredilmesi nedeni ile HMK 125/1-a,b. maddesi gereğince davacının bu seçimlik yetkisini kullanmasına imkan tanınması, kendisinden seçimlik yetkisinin sorulması ve seçimine göre mevcut delillerin değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi,
b) Davacının yeni malik aleyhine davasına devam etmek istemesi halinde ise; taşkın evin bulunduğu 1314 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet hükümlerine göre payını devreden davalı ile dava dışı üçüncü kişiler adına tapuda kayıtlı olduğu, az yukarıda açıklandığı üzere taşınmazın tapu kaydının dosya içerinde bulunmadığı tespit edilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki; yıkım istekli davalarda, yıkılması istenen ve mütemmim cüz niteliği taşıyan binanın, ana nüvesinin yer aldığı taşınmaz maliklerinin tümünün davada yer alması gerekir. Ne var ki, davacının taşınmazına taşan evin büyük kısmının bulunduğu 1314 parsel sayılı taşınmazın diğer paydaşlarının davada yer almadıkları, taşınmazın tapu kaydı mevcut olmadığı için malik veya maliklerinin kimler olduğunun tespit edilemediği, güncel tapu kayıtları getirtilerek payını devreden davalı ... dışında başka kişilerin malik veya paydaş olup olmadıkları, eğer davalı dışında paydaş mevcut ise, davalı ...'ın payını devralan paydaş ile dava dışı diğer paydaşların da davaya dahil edilerek işin esasının incelenmesi gerekirken, taraf teşkiline dair bu husus üzerinde durulmadan eksik inceleme ile karar verilmesi,
2.Davalı vekilinin ecrimisil istemine yönelik temyiz itirazları yönünden;
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ve malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nın 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Bu nedenle, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Bununla birlikte taşınmaz üzerinde bulunan ve raporda belirtilen davalının kullanımında olan ve dava konusu edilen meskenin tanık beyanları ile dosya içerisindeki belediye yazılarına göre ruhsatsız yapı sebebi ile yıkım kararı içeriğinden yapının davalının babası tarafından yapıldığı sabittir. Hal böyle olunca, Mahkemece bu yapılar dikkate alınmadan taşınmaz arsa olarak değerlendirilerek ecrimisil bedelinin belirlenmesi gerekir.
Somut olayda; davacı vekili uygun miktarda hesap edilecek ecrimisil talebinde bulunduğuna göre, az yukarıda belirtilen ilke ve esaslar çerçevesinde taşınmazın arsa vasfı ile davacının taşınmazda pay satın aldığı tarih olan 13.09.2011 tarihi itibari ile rayiç kira bedelinin tespit edilmesi gerekirken, yerleşik Yargıtay uygulamalarına aykırı olarak taşınmazın emlak değerinin %5 esas alınarak ve davacının taşınmazı edindiği tarih dikkate alınmaksızın ecrimisil bedelinin belirlenmiş olması doğru değildir.
Bu durumda Mahkemece, davalı ... aleyhine yürütülecek ecrimisil isteminde, Daire ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde emsallere göre araştırma yapılıp, davalının taşınmazı edindiği tarih de dikkate alınıp taşınmazın arsa vasfı ile ecrimisil miktarın belirlenmesi, sonucunda talep miktarı ve kararı sadece davalının temyiz ettiği de gözetilerek ecrimisile hükmedilmesi gerekirken bu hususları içermeyen bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olduğu gibi davacı vekilinin ecrimisil miktarına faiz işletilmesine yönelik bir talebi bulunmadığı halde hesap edilen ecrimisil miktarına faiz işletilmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yukarıda gösterilen nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 10.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi