Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.02.2017 tarihli ve 2015/74 Esas, 2017/32 sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş olup, Mahkeme hükmüne karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kez davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine. Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesi ve duruşmalardaki beyanlarında, davacının 1982'den 2002 yılına kadar davalı ...Bankası A.Ş'de güvenlik görevlisi olarak çalıştıktan sonra 2002 yılında emekli olduğunu, vakıf senedinde de belirtildiği üzere ...Bankası A.Ş.'nin her çalışanının vakfın doğal üyesi olduğu belirtildiği halde davacının vakıf üyeliğine kabul edilmemesinin vakıf senedine ve vakfin kuruluş amacına aykırılık teşkil ettiğini, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinde davacının daimi personel gibi sosyal yardımlardan yararlanacağı kararlaştırılmış olmasına rağmen munzam vakıf yardımlarından yararlandırmadığını ileri sürerek davacının davalı vakfa üyeliğinin, davacının ödemesi gereken üyelik primleri ile işveren prim paylarının tespiti suretiyle muarazanın giderilmesini istemiştir.
Davalı Vakıf vekili süresinde verdiği cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince; davanın kabulü ile davacının ...Bankası A.Ş.'de işe başladığı 15.07.1982 den emekli olduğu 21.01.2002 tarihleri arasında davalı ...Bankası Mensupları Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfı senedinin 4/a maddesi uyarınca vakfın tabii üyesi olduğunun tespitine, ödemesi gereken katılım bedeli aslının 3.757,52 TL dava tarihine kadar işlemiş yasal faiz tutarının 14.258,61 TL olmak üzere toplam ödemesi gereken bedelin 18.016,13 TL olduğunun tespitine, aidat aslı için dava tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz ödemesi gerektiğine dair verilen karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince, verilen ilk kararda davacının 15.07.1982 tarihinde bankada güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başlayıp 01.02.2002 tarihinde emekli olduğu, davalı vakfa ödenecek prim aidat ve katılma paylarının tabi oldukları zamanaşımı süresi konusunda kanunda her hangi bir hüküm bulunmadığı, davalı vakfin 5510 sayılı Kanun kapsamında sosyal güvenlik kurumu niteliğinde bulunmadığından zamanaşımın Türk Borçlar Kanunu'ndaki genel zaman aşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davacının 01.02.2002 tarihinde emekli olup davalı vakıf ile ilişiğinin kesildiği bu tarih ile dava tarihi olan 02.03.2015 tarihleri arasında genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık sürenin dolduğu gerekçesi ile davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nin 353/(l)-b.2 maddesi uyarınca düzeltilerek, davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilince temyiz itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde Daire'nin 28.06.2018 tarihli ve 2017/17026 Esas, 2018/14574 karar sayılı ilamıyla Bölge Adliye Mahkemesince, zamanaşımı başlangıcı olarak emeklilik tarihi esas alınmış ise de, vakfın Munzam Sosyal Güvenlik Hakları Yönetmeliğinin Geçici 3.maddesi ile davacı gibi güvenlik görevlilerine borçlanma ve emekli olma hakkı getirildiğinden, bu hakka ilişkin davalar da zamanaşımı başlangıcı emeklilik tarihi değil (çünkü emeklilik tarihinde böyle bir hak mevcut değil) borçlanma hakkı getiren geçici 3.maddeye göre ödemenin yapılması için gösterilen son tarih olan 30.12.2005 tarihidir. Türk Borçlar Kanunu 146. maddesine göre bu tarihten itibaren on yıllık zamanaşımı süresi davanın açıldığı 02.03.2015 tarihi itibari ile dolmadığından, davanın zamanaşımından reddi doğru olmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince işin esası incelenerek bir karar verilmeli gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davalı Vakıf vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Davalı vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz yoluna başvurmuştur.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu istinaf ve temyize dair hükümler gereğince; İlk Derece Mahkemesinin dava hakkındaki kararı istinaf incelemesi ile ortadan kaldırılıp Bölge Adliye Mahkemesince esas hakkında yeniden karar verildiği hallerde, söz konusu bu yeni kararın Yargıtay incelemesinden geçerek bozulduğu ve bozmaya Bölge Adliye Mahkemesince uyulmasına karar verildiği takdirde, bozmanın gerekleri doğrultusunda işlem yapılıp sonucunda davanın esası hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Somut olayda, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne dair karar verilmiş, ilgili Bölge Adliye Mahkemesince davalı tarafın yapmış olduğu istinaf başvurusunun kabulüyle HMK'nin 353. maddesi hükmü doğrultusunda ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair hüküm tesis edilmiştir. Temyiz incelemesinden sonra Daire'nin yukarıda izah edilen ilamıyla Bölge Adliye Mahkemesinin davanın reddine dair hükmü HMK'nin 371. maddesi uyarınca bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi HMK'nin 373/3. fıkrası doğrultusunda bozma ilamına uyulmasına dair karar vermiştir. Bu aşamada, bozmaya uygun şekilde davanın esası hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekirken yazılı şekilde "davalının istinaf isteminin HMK'nin 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddi " şeklinde karar ile yetinilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle kararın öncelikle bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yukarıda gösterilen nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin 371. maddesi uyarınca bu sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK'nin 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 10.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.