Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili, mülkiyeti Hazineye ait olan 64 parsel sayılı taşınmazın, Kars baraj inşaatı kamulaştırma alanı içerisinde kaldığını, taşınmaz üzerinde bulunan iki adet yapının müvekkili tarafından yapıldığını öne sürerek muhdesatların tespitini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile fen bilirkişisinin 24.01.2015 ve 19.02.2015 tarihli raporlarında B harfi ile gösterilen ve Hazineye ait 64 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kalan ahır ile A harfi ile gösterilen ve tapulama harici olarak bırakılan alan üzerinde kalan evin davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmiş, hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere,bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722,724. ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115)
Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olaya gelince; dava konusu yapılardan evin bulunduğu alanın 57,85 m2 olup kadastro harici alanda, ahırın bulunduğu alanın ise 162,06 m2 olup Hazineye ait,arsa niteliğindeki 64 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kaldığı tespit edilmiştir.
26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri, bu nedenle de bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhtesatlara hukuki değer verilemeyeceği gözönüne alındığında, dava konusu evin yer aldığı taşınmazın niteliğinin de araştırılıp soruşturularak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Ne var ki; Mahkemece uzman fen bilirkişi tarafından düzenlenen raporda dava konusu evin yer aldığı taşınmazın tespit dışı bırakılan yerlerden olduğu belirtilmesine rağmen niteliği usulüne uygun olarak araştırılmamış, muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazlar hakkında kamulaştırma ile ilgili kayıt ve belgelerle, kamulaştırma haritası getirtilip uygulanmamış, ev niteliğindeki muhdesatın bulunduğu taşınmazın kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman veya aktif dere yatağı niteliğinde olup olmadığı hususu ile muhtesatların üzerinde bulunduğu taşınmazların kamulaştırma sahası içinde kalıp kalmadığı belirlenmemiş, tespit harici bırakılan yere ilişkin olarak ilgili idarenin yöntemince davaya dahil edilmediği anlaşılmıştır.
O halde Mahkemece, tespit harici bırakılan taşınmazın niteliği yöntemine uygun biçimde araştırılıp soruşturulduktan ve ilgili idare davaya dahil edildikten sonra, taraflara delil ve tanık listesi sunması için süre verilmesi, delil ve tanık listesi sunulduktan sonra yeniden yapılacak keşifte mahalli bilirkişi ve taraf tanıklarının 6100 sayılı HMK'nin 243 ve 244.maddeleri (HUMK'un 258) uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılarak aynı Kanun'un 259/2 ve 290/2 maddeleri (HUMK'un 259) gereğince taşınmaz başında yapılacak keşif yerinde dinlenmesi, yine az yukarıda açıklandığı şekilde, davaya konu evin üzerinde bulunduğu taşınmazın belirlenecek niteliğine göre davacının taşınmaz üzerindeki muhtesat yönünden dava hakkının bulunup bulunmadığının düşünülmesi, kamulaştırmaya ilişkin evraklar ve kroki de eklenerek, taşınmazların kamulaştırma sahasında kalıp kalmadığının tespit edilmesi ve bu hususları gösterir denetime elverişli rapor alınması, toplanan ve toplanacak tüm delillerin sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekir.
Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmadan, eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.madde yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428 maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 11.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.