Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili, Fatsa Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/380 Esas sayılı ortaklığın giderilmesi davasına konu 87 parsel sayılı taşınmazın tapuda vekil edeni ile davalı adına kayıtlı olduğunu, dava konusu taşınmaz üzerindeki iki katlı binanın ikinci katının vekil edeni tarafından yapıldığını belirterek, dava konusu taşınmaz üzerindeki muhdesatın aidiyetinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve davacı tanıklarının birbirini doğrulayan beyanları uyarınca dava konusu muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukun'da, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722,724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK mad. 106/2.) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h ve 115 mad.)
Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olayda, Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmişse de, UYAP kayıtları üzerinde yapılan incelemede, dava konusu taşınmazın ¼ payı davalı, ¾ payı ise davacı adına kayıtlı iken, karar tarihinden sonra davacının davalının payını satın alarak tek malik haline geldiği, bu nedenle ortaklığın giderilmesine ilişkin davada, Fatsa Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.03.2017 tarihli ve 2014/380 Esas, 2017/257 Karar sayılı kararı ile davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda Mahkemece, dava açıldığı tarihte var olan hukuki yarara ilişkin dava şartının hüküm kesinleşmeden önce ortadan kalktığı nazara alınarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi için hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 11.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.