Asıl dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dava yönünden usulden ret

Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen dava yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Kararın davalı SGK Başkanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl dava yönünden konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dava yönünden davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili ve davalı SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı ... dava dilekçesinde; 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile güvenlik korucularının geçmişe dönük hizmetleri ile ilgili sigorta primlerinin valilik ve kaymakamlıklarca ödeneceğinin hüküm altına alındığını, bunun üzerine 1054 güvenlik korucusunun hizmet süresi belgelerinin hazırlanarak 04.07.2018 tarihli ve 1517 sayılı yazı ile Kurumdan prim borçlarının hesaplanarak gönderilmesinin istendiği, 27.11.2018 tarihinde bankaya prim borçları yatırılırken gecikme zammı ve faizi de hesaplandığının görüldüğünü, Kuruma yaptıkları başvuruya cevap verilmediğini belirterek, Kurumun 23.10.2018 tarihli yazıya istinaden 5510 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi kapsamında gecikme cezası ve gecikme zammı tesisine dair işleminin iptalini talep etmiştir.

Birleşen 2019/456 Esas sayılı dosyada davacı; Kurumun 23.10.2018 tarihli yazıya istinaden 5510 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi kapsamında tesis edilen gecikme cezası ve gecikme zammının iptaline dair başvurusuna Kurum tarafından 10.05.2019 tarihli yazı ile uygulanan gecikme zammının iptalinin mümkün olmadığı şeklinde cevap verildiğini belirterek işlemin iptalini talep etmiştir.

Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; güvenlik korucularının 29.04.2017 tarihinden önce uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmadığı süreler için ödenmesi gereken sigorta primlerinin, tebligatın alındığı tarihten itibaren bir aylık ödeme süresi içinde ödenmemesi nedeniyle uygulanan gecikme zammının 5510 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi gereğince iptal edilmesi mümkün bulunmadığını, ödemenin geç yapılmasından ötürü ortaya çıkan dava konusu gecikme zammının tahakkuk etmesinde SGK'nın herhangi bir kusurunun olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava devam ederken 24.12.2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7196 Kanun'un 62 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen Geçici madde 79'da; "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ek 15 inci maddenin ikinci ve beşinci fıkraları uyarınca yapılacak ödemelerde 89 uncu maddeye göre gecikme zammı ve cezası ile 102 nci maddeye göre idari para cezası uygulanmaz..." hükmünün yer aldığını, kanun değişikliği uyarınca, davacının, dava konusu işlemle ilgili gecikme zammı borcu bulunup bulunmadığı konusunda davalı Kuruma yazılan müzekkereye verilen cevapta, davacının gecikme zammı borcu bulunmadığının bildirildiğini, davacı, kanun değişikliğinden faydalandırılıp gecikme zammı borcu kaldırıldığından, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi, ayrıca, HMK 331/1 maddesine göre davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre davacı, davanın açılmasına sebebiyet vermediğinden, davacı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmesi gerektiğini belirterek asıl ve birleşen dava yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına ve davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK Başkanlığı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı ... Başkanlığı vekili, davacının tüzel kişiliğinin bulunmadığını, temsil yetkisi olmadan eldeki davanın açıldığını, birleşen dosya yönünden derdestlik itirazlarının değerlendirilmediğini, birleşen dosyada derdestlik nedeniyle ret kararı verilmesi gerektiğini, davanın konusuz kalması sebebiyle aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, ayrıca davanın konusuz kalmadığını, esastan ret kararı verilmesi gerektiğini, Kurum işleminde hata bulunmadığını belirterek Mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda geçici madde 79 "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ek 15 inci maddenin ikinci ve beşinci fıkraları uyarınca yapılacak ödemelerde 89 uncu maddeye göre gecikme zammı ve cezası ile 102 nci maddeye göre idari para cezası uygulanmaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ödenmiş olan gecikme cezaları, gecikme zamları ve idari para cezaları iade ve mahsup edilmez.
" şeklinde düzenlenmiş olup asıl dava yönünden davanın konusuz kaldığı,davalı Kurum vekili Kaymakamlığın tüzel kişiliği bulunmadığından bahisle eldeki davayı açamayacağını istinaf dilekçesinde belirtmiş ise de Kaymakamlığın İçişleri Bakanlığını temsilen hareket etmesi nedeniyle bu hususa ilişkin istinaf itirazının kabul edilmediği, birleşen 2019/456 Esas sayılı dosya yönünden Batman 1. İş Mahkemesinin 2019/143 E. sayılı dosyası ile birleşen 2019/456 E. sayılı dosyasında davacının talebinin ve taraflarının aynı olduğu, prim borcundan kaynaklanan gecikme zammına dair Kurum işleminin iptalinin talep edildiği, birleşen dosya yönünden derdestlik oluştuğundan 6100 sayılı Kanun'un 114/1-ı ve 115/2 maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddedilmesi gerekli iken davanın konusuz kaldığından bahisle değerlendirme yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile davalı ... Başkanlığı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına asıl dava yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına,birleşen dava yönünden davanın 6100 sayılı Kanun'un 114/1-ı ve 115/2 maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili; ilk olarak geç yatırılan prim borcuna gecikme zammı ve faizi uygulanmaması gerektiği hususunda 06.12.2018 tarihli yazı ile kuruma başvuru yaptıklarını, dava tarihine kadar SGK cevap vermediği için zımni red kabul ederek dava açtıklarını, dava açıldıktan sonra SGK’nın 10.05.2019 tarihli yazısının 13.05.2019 tarihinde kendilerine tebliğ edildiğini, dava konusu işlemin değerinin yüksek ve sorumluluk içermesi muhtemel olduğundan birleştirilen ek davanın açıldığını, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden ret kararı kamu zararına sebebiyet vereceğinden bozulmasını talep etmiştir.

Davalı SGK vekili, Kurum aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, kanun değişikliği ile davanın konusuz kaldığını, dava açılmasına Kurum sebebiyet vermediğinden ve Kurumun kendi tasarrufu ile geri alınmadığından vekalet ücretinin hatalı olduğunu, davanın İçişleri Bakanlığı tarafından takip edilmesi gerektiğini, 5510 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi kapsamında Kurum işlemlerinde hata bulunmadığını, davanın reddi gerektiğini belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.

Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi, 7196 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 79 uncu Madde, Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 331,114/1 ve 115/2 maddeleri

Dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmakta ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunlu bulunmaktadır. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakka ilişkin davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine ait bulunmakta ve buna aktif husumet denilmektedir. Sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi de o hakka uymakla yükümlü olan kimse olup, bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hak sahibi ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun belirlenmesi, bunun neticesinde, dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler, o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapılmaksızın, davanın sıfat yokluğundan reddedilmesi gerekmektedir. Taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğinde olup, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 116 ncı maddesinde (HUMK. 187 m.) yer alan ilk itirazlardan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, taraflarca ileri sürülmese dahi, gerek, mahkemece, gerekse, Yargıtayca tarafların bu yönde bir savunmalarının olup olmadığına bakılmaksızın, kendiliğinden nazara alınır.

Anayasa m.123/3'e göre kamu tüzel kişilikleri ancak kanun ya da kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulurlar. Bakanlıklar, Devlet kamu tüzel kişiliğinin bir davada taraf ehliyetine sahip organlarıdırlar. Bunun dışında bazı genel müdürlüklerin, il özel idarelerinin, köylerin, belediyelerin ve kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunlara bağlı müesseselerin de tüzel kişilikleri vardır. İlçede Hükümetin temsilcisi olan kaymakamlık, Devlet tüzel kişiliğine (İçişleri Bakanlığına) bağlı olup, ayrı tüzel kişiliği bulunmadığı için davada taraf ehliyetine sahip değildir.

Somut olayda, davanın ... adına kaymakam tarafından açıldığının, yargılama sırasında vekalet verilen vekilin İçişleri Bakanlığını temsil görevi bulunduğuna veya İçişleri Bakanlığını temsilen hareket ettiğine dair dosyada bilgi bulunmadığının anlaşılması karşısında, taraf sıfatının İçişleri Bakanlığına ait olduğu gözetilerek bu konudaki eksikliğin giderilmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken, Sason Kaymakamlığının temsili ile yargılama yapılıp hüküm kurulması hatalı olmuştur.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, bozma nedenine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin BOZULMASINA,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

16.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.