Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; borçlunun müvekkili bankaya 18/04/2018 tanzim 05/09/2018 vade tarihli 250.000,00 TL bedelli senede istinaden borçlu olduğunu, borçlunun işbu senetten kaynaklanan borcunu ödememesi üzerine alacağın tahsili amacıyla Samsun İcra Müdürlüğü'nün 2018/112117 esas 2018/108694 sayılı dosyaları ile takip başlatıldığını borçlunun borca itiraz etmemesi üzerine takiplerin kesinleştiğini, alacağın tahsili amacıyla borclunun pasif tapu kayıtlarının incelendiğini, incelenen sonuçlar neticesinde Samsun İli İlkadım İlçesi Kılıçdede Mahallesi 7884 ada 1 parsel 4 numaralı bağımsız bölüm taşınmazın tamamını 20/06/2018 tarihinde 13798 yevmiye nolu işlemle 200.000,00 TL bedelle çalışanı olduğu bilinen ...'ye devrettiğinin saptandığını, satışın hem borcun doğumundan sonra yapılmasının hem de taşınmazın alacaklılara zarar verme kastı ile hareket ederek borçlunun uzun süreli çalışanına değerinin altında bir bedelle devredilmesinden dolayı satış işleminin muvazaalı olduğunu belirterek dava konusu taşınmazda yapılan tasarruf işleminin iptaline dava konusu taşınmazda taraflarına takip konusu alacaklar ve ferileri ile sınırlı olmak üzere cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar cevap dilekçeleri ile davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemenin 23.03.2021 tarihli ve 2018/636 Esas ve 2021/150 Karar sayılı kararıyla; tasarruf tarihinde asıl borçlu hakkında başlatılmış bir takip bulunmadığı gibi davalı asıl borçlunun ekonomik sıkıntı içinde olduğunun da bilinmediği, taşınmazın alım satım değerlerinin de günün rayicine göre olduğu bu nedenle muvazaadan da söz etmenin mümkün olmayacağı, dava konusu taşınmaz üzerinde yapılan keşif icrası neticesinde alınan bilirkişi raporunda belirlenen devir tarihindeki değerler ile banka kanalıyla ödemede bulunulan değerlerin birbirine yakın olduğu ve aralarında uygulamada aranan misli bir farkın mevcut olmadığı, davalı lehine tasarrufta bulunan davalı asıl borçlunun acz içerisinde oludğunu bildiğine dair yeterli kanıt elde edilemediği aksi düşünülse dahi gerçek değerinde bedelini ödeyerek taşınmaz satın alan 3. kişinin asıl borçlunun bu satıştan elde ettiği para ile borçlarını ödemeyeceğini ya da hangi borçlusuna ödemede bulunacağını bilmesi ya da sorgulaması da mümkün görülemeyeceği gerekçesi ile davacının davasının reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı ... ile davalı borçlunun işçi işveren ilişkisi ve ...'nin borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma kastı ile hareket ettiğini bilebilecek kişilerden olduğunun sabit olduğunu, dava dışı başka bir dükkanın satışında da Sevinç Yılmaz adına vekaleten ..., Gökhan Şahin adına ise vekaleten ... tarafından yapıldığını, bu sebepten davalılar arasındaki bağlantı ve ...’nin ne derece olayların içerisinde olduğunu kanıtlar derecede olduğunu, tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde davalı borçlu ile diğer davalı arasında alacaklılardan mal kaçırma kastı gözetilerek yapılan muvazaalı devir işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesinin 08.09.2021 gün, 2021/1551 E- 2021/1616 K sayılı kararı ile; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/(1)-b-1.madde ve bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.

Dosya içeriğine, mahiyeti ve kapsamına göre uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

1. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi,
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali hükümleri.

İİK'nun 280 inci maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği, aynı maddenin son fıkrasında ise ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kastıyla hareket ettiğinin kabul edildiği, bu karinenin, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğinin veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunun ispatla çürütülebileceği hüküm altına alınmıştır.
Dosya içerisinde yer alan beyanlara ve SGK döküm kayıtlarına göre davalı ...'nin davalı borçlunun işçisi olarak çalıştığı, dava konusu gayrımenkulün yanında bulunan başkaca bir dükkanın da satışında davalı borçlu ile işlem yapıldığı, sosyal medya kayıtlarına göre davalı ... ve eşinin, davalı borçlu ile arkadaşlık ilişkisinin de bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda; davalı ... ile davalı borçlu arasındaki işçi-işveren, arkadaşlık ilişkisi değerlendirilerek davalı ...'nin davalı borçlunun durumunu İİK 280/1 hükmü gereğince bilen veya bilmesi gereken kişi olup olmadığı ve dava konusu gayrımenkulün dükkan niteliğinde olması da dikkate alınarak İİK 280/3 hükmü gereğince ticari işletme devri olup olmadığı değerlendirilmeksizin eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.

1. Değerlendirme bölümünde yer alan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.