Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka tarafından kredi borçlusu ...'a krediler kullandırıldığını, kullandırılan kredilerin geri ödenmemesi üzerine borçluya ait kredi hesaplarının kat edildiğini ve borçlu aleyhine Samsun İcra Müdürlüğü'nün 2019/96699 sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, hacze kabil mal bulunamadığını ve bu nedenle takibin semeresiz kaldığını, borçluya ait tapu kayıtlarının incelenmesinde üzerine kayıtlı Samsun ili ilkadım ilçesi kılıçdede mahallesi 7853 ada 17 parsel sayılı 3. Kat 5 nolu mesken niteliğinde taşınmazdaki hissesini 08.05.2019 tarihinde akrabası/tanıdığı ...'e devrettiğinin tespit edildiğini, borçlunun adına kayıtlı taşınmazı mal kaçırmak amacıyla gerçek değerinin çok altında bir bedelle akrabasına devrettiğini, yapılan devir işlemlerinin mal kaçırma kastı ile olduğunun açık olduğunu belirterek davanın kabulü ile davalı borçlunun devrettiği taşınmaz ile ilgili olarak söz konusu tasarrufa konu taşınmazın cebri icra yolu ile Samsun İcra Müdürlüğü'nün 2019/96669 sayılı dosyasında mevcut olan alacaklarını ve ferilerini karşılayacak miktarda haciz ve satışına izin verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının davasının hukuki mesnetten uzak olduğunu reddinin gerektiğini, taşınmazın gerçek değerinin altında satıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davalı ...'in, davalı ... ile akraba olmasının satışın muvazaalı olduğuna delil olamayacağını, davacı tarafça yatırılmayan eksik harcın yatırtılması gerektiğini savunmuştur.
Mahkemenin 20.04.2021 tarihli ve 2020/337 Esas ve 2021/226 Karar sayılı kararıyla; dava konusu gayrımenkulün tapuda gösterilen değeri ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında misli aşan fark olmadığının belirlenmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalılar arasında akrabalık ilişkisi bulunduğunu, dava konusu gayrımenkulde halen davalı borçlunun annesinin oturmaya devam ettiğini, banka hesap hareketleri incelendiğinde para yatırma ve çekme işlemlerinin peşpeşe ve şüpheli şekilde yapıldığı hususunun hiç dikkate alınmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar etmiştir.
Uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteminden kaynaklanmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanun'nun 277 ve devamı maddeleri.
1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerektiği, bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK'nun 278,279 ve 280 uncu maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği, özellikle İİK'nun 278 inci maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığının incelenmesi, aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılması gerektiği, keza İİK'nun 280 inci maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmeli, öte yandan İİK'nun 279 uncu maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.
İİK'nun 280 inci maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği, aynı maddenin son fıkrasında ise ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kastıyla hareket ettiğinin kabul edildiği, bu karinenin, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğinin veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunun ispatla çürütülebileceği hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda, mahkemece dava konusu Samsun İli, İlkadım İlçesi, Kılıçdede mahallesi, 7853 ada, 17 parsel sayılı 3. Kat 5 nolu bağımsız bölümün 05.08.2019 tarihinde kaydında yer alan 270.000,00 TL bedelli ipotek ile beraber 110.763,00 TL bedelle devredildiği, tasarruf tarihindeki gerçek değerinin 250.000,00 TL olduğu, ipotek bedeli ile beraber değerlendirildiğinde gerçek değeri ile tapuda gösterilen değeri arasında misli aşan fark olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmişse de varılan sonuç doğru görülmemiştir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgeler incelendiğinde; davalı borçlu ...'ın davalı borçlu ...'in baldızının kızı olduğunun, aralarında hısımlık ilişkisinin bulunduğunun anlaşılmasına, dava konusu gayrmenkulün adresinde yapılan haciz sırasında dava konusu gayrimenkulde halen davalı borçlunun annnesinin oturmaya devam ediyor olmasına, davalı 3. kişi ile davalı borçlunun annesi arasında kira sözleşmesi olduğunun ve kira bedellerinin de banka kanalı ile ödendiğinin de ispat edilememiş olmasına göre İİK madde 280/1'e göre davalı ...'in davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişi olduğu hususu tartışılmadan, sadece İİK madde 278/2 hükmü gereğince dava konusu gayrımenkulün tapuda gösterilen değeri ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında bedel farkının bulunmaması gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
1.Yukarıda değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
2. (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,Dosyanın HMK 373/1 hükmü gereğince İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine11.09.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.