Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/04/2011 tarih ve 2010/18-2011/270 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 01.05.2001 tarihinden sözleşmenin fesholunduğu 26.05.2003 tarihine kadar davalı müflis sigorta şirketinin acenteliğini yaptığını, bu tarihte davalıya olan 25.000 TL borcunu kapattığını, buna karşın davalının da müvekkilinden aldığı teminat ipoteğini fekkettiğini, buna rağmen davalının Üsküdar 4. İcra Müdürlüğü'nün 2004/611 E sayılı dosyası ile müvekkili hakkında ilamsız takip başlattığını, bilahare takibin sehven başlatıldığı ve dosyanın işlemden kaldırıldığı bilgisi verildiğini, aradan geçen zamandan sonra 2009/21685 E sayılı dosyası üzerinden takibin yenilendiğini, müvekkilince takibe yapılan itirazın ise reddedildiğini, müvekkilinin davalıya borcu olmadığını, aksi takdirde ipoteğin kaldırılmayacak olduğunu ileri sürerek, davacının icra takip dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitini, davalının %40'dan az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalı şirketin iflas idaresine teslim edilen kayıtları içeriğine göre davacıdan 61.770,25 TL alacaklı olduğunu, 2004 tarihinde başlatılan takibe davacının itiraz etmediğinden takibin kesinleştiğini, davacının borcun ödendiğini ispat etmesi gerektiğini,takipten önce sözleşmenin fesholunmasının, ipotek bedelinin ödenmesi ve ipoteğin kaldırılmış olmasının davacının acentelik ilişkisinden kaynaklanan tüm borçlarını ödediğini göstermediğini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına dayanılarak, acentelik sözleşmesinde alacak ve borç durumunun tayininde şirket defter ve kayıtlarının esas alınacağının, bunun HUMK'nun 287 dahilinde bir delil sözleşmesi sayıldığının ve başka delil kabul olunmayacağının taraflarca kabul edildiği, davacının ticari defterlerini ibraz etmediği, davalı sigorta şirketinin 2003 yılı ticari defterlerinin davalı lehine delil vasfı bulunduğu, davacı tarafından ibraz edilen 2001-2002-2003 yıllarına ilişkin ödeme belgelerinin davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının ipotek bedeline ilişkin olarak yapmış olduğu 25.000,00 TL'lik ödemenin davalının ticari defterlerinde kayıt altına alınarak davacının borcundan düşüldüğü, ticari defterlere göre davalı şirketin takip tarihi itibariyle davacıdan 62.435,00 TL alacaklı gözüktüğü, davacı acentanın borçlu bulunmadığı yönündeki iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, ipotek üst limitinin 25.000 TL olması ve bu miktarın davacının borcundan düşüldüğünün anlaşılmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, acentelik sözleşmesi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 01.05.2001 tarihli acentelik sözleşmesinin 26.05.2003 tarihinde taraflarca karşılıklı mutabakatla fesholunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Davacı fesih tarihinde davalıya olan 25.000 TL borcunu ödediğini, başkaca borcu bulunmadığını ileri sürmüş, davalı vekili ise davalı şirketin iflas idaresine teslim edilen kayıtlarına göre davacıdan alacaklı olduklarını savunmuştur. Mahkemece bilirkişi raporu benimsenerek davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, hükme esas alınan bilirkişi raporu içeriğine göre, gerek davalının ticari deftelerinde, gerekse davacının sunduğu kayıtlarda davacının 2001 yılından 2002 yılına devrolunan bakiye borcunun 52.173,84 TL olduğu, 2002 yılı Ocak ayından Ekim ayına kadar tarafların kayıtlarının birbiriyle uyumlu olup, ortalama aynı rakamları ihtiva ettiği, ancak Ekim 2002 ve Kasım 2002 tarihlerine ilişkin rakamlarda büyük farklılık bulunduğu görülmektedir. Şöyle ki; davalının ticare defterlerinde 2002 yılı Ekim ve Kasım ayları poliçe istihsal primleri 148.069,88 TL ve 135.742,35 TL olarak kayıtlı iken, davacı kayıtlarında aynı aylara ilişkin primler 23.854,54 TL ve 21.082,03 TL olarak yer almaktadır. Takip eden Aralık ayı primleri ise her iki yanın kayıtlarında 29.966,08 TL gösterilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna itirazında, müvekkilinin aylar itibariye iş hacminin 30.000 TL civarında olduğunu, oysa davalının 2002 yılı Ekim ve Kasım aylarına ilişkin kayıtlarının genelden büyük bir sapma gösterdiğini, bunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının kebir defteri incelendiğinde müvekkilince bu kadar bir üretim yapılmadığının ortaya çıkacağını ileri sürmüştür.Her ne kadar acentelik sözleşmesinin 44. maddesinde taraflar arasındaki ihtilaflarda davalının ticari kayıt ve belgelerinin esas alınacağı, bu maddenin HUMK 287 md. dahilinde delil sözleşmesi olduğu kabul edilmiş ise de, davalı yanca 2002 yılına ait defter-i kebir ibraz olunmamış, bilirkişi tarafından inceleme konusu yapılmamıştır. Bu durumda davalının ticari defterlerinin kendisi lehine delil teşkil ettiğinden söz edilemez.
O halde, mahkemece, bilirkişi heyetine sigorta konusunda uzman bir bilirkişi eklenip, uyuşmazlığın tarafların 2002 yılı poliçe istihsal primlerine ilişkin kayıtlarının farklı olmasından kaynaklandığı gözetilerek, 2002 yılı içerisinde davacı tarafından üretilen tüm poliçeler incelenmek suretiyle davacının poliçe istihsal prim borcu bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişilerden rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ve eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş ve kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.