Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili ile katılma yolu ile davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Dava dilekçesinde, davacı ile davalılardan ...'in dava konusu ... Mahalle 2228 parsel sayılı taşınmazda 1/2 paydaş oldukları, davalı ...'in taşınmazın bir bölümünde fırın işlettiği, ancak bu kullanımdan dolayı davacıya bir bedel ödenmediği, taşınmazda paydaş olmayan diğer davalı ...'un ise davacının kardeşi olduğu ve taşınmazın fırın olarak kullanılan kısmı dışında kalan yeri kullandığı ileri sürülerek, elatmanın önlenmesi ile fazlaya dair haklar saklı tutularak dava tarihinden geriye doğru beş yıllık ecrimisil bedeli olarak 18.000 TL'nin her dönem sonu itibari ile işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsili istenmiştir.
Cevap dilekçesinde, davanın reddi savunulmuştur.
Mahkemece, davanın mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi davası olduğu, taşınmazda dava açıldığı tarih itibari ile 1/2 oranında paydaş olan davacı ...'ın payının 14.10.2015 tarihinde kesinleşen karar ile iptal edildiği ve davacının taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkı sona erdiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
1. Davacı vekilinin elatmanın önlenmesine ilişkin itirazları yönünden;
Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Bilindiği üzere, yargı harcı, devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısıdır (YİBK, 16.12.1983 tarihli ve 1983/5 E.-1983/6 K.) Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir.
Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır.
Nitekim T.C. Anayasa'sının 73. maddesinde "vergi, resim, harç vb. mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" hükmü öngörülmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.04.2017 tarihli ve 2017/1-1201 Esas, 2017/716 Karar sayılı içtihatında açıklandığı üzere; Kanunla açıkça yargı harçlarından muaf olduğu ya da işleminin müstesna olduğuna ilişkin düzenleme yapılmamış olan herkes, bu harçları ödemekle yükümlüdür.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nu harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun (temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın) mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki “Harcı Ödenmeyen İşlemler” başlığını taşıyan 32. maddesinde, “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” hükmü getirilmiştir. Aynı Kanunun 30.maddesinde ise, yargılama sırasında tespit olunan dava değerinin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için yargılamaya devam olunacağı, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağı belirtilmiştir.
Böyle bir durumda, Mahkemece yapılacak iş; HMK'nin 150. maddesi uyarınca dosyanın yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına; maddede belirtilen süre içerisinde harcın yatırılmadığı, dosyanın yenilenmediği anlaşıldığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinden ibarettir.
Hemen belirtilmelidir ki; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına yönelik olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 120/1. (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 413.) ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yer (kısım) ile talep edilen ecrimisil toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (4.3.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
Dosya içeriği ve toplanan delillerden davanın, hükmedilmesi istenen ecrimisil miktarı olan 18.000,00 TL dava değeri üzerinden harç ödenmek suretiyle açıldığı, el atmanın önlenmesi istemi yönünden ayrı dava değeri belirtilmeden Mahkemece de bu husus açıklattırılmadan ve buna bağlı olarak elatmanın önlenmesi yönünden harç yatırılmadığı gibi, yargılama sırasında da elatılan taşınmaz değeri bilirkişilerce tespit edilmeksizin talep edilebilecek ecrimisil miktarının 17.190,00 TL olarak hesap edildiği, elatmanın önlenmesi yönünden harç yatırılmadan ve yargılama sırasında da bu yönden harç ikmali yapılmadan davaya devam edildiği ve elatmanın önlenmesinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, öncelikle davada ileri sürülen isteklerden dava dilekçesinde talep edilen elatmanın önlenmesi isteği ile ilgili olarak keşfen saptanan ya da saptanacak olan dava değeri üzerinden peşin nispi harcın alınması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan hususlar gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması doğru olmamıştır.
2.Ecrimisil istemine yönelik temyiz itirazları yönünden;
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ve malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
6100 sayılı HMK'nin 297/2. fıkrasında hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu ifade edilmiştir.
Somut olaya gelince; davacı vekili dava dilekçesinde harcı yatırılarak fazlaya dair haklar saklı tutularak 18.000,00 TL ecrimisilin her dönem sonu işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsili istemesine rağmen Mahkemece, ecrimisil konusunda olumlu/olumsuz bir karar verilmemiş olması da doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda 1 ve 2. bentlerde açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, istek halinde peşin harcın iadesine, 03.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.