Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ - OLAY VE OLGULAR
Sanık hakkında sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, Ladik Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli ve 2016/39 Esas, 2016/96 Karar sayılı kararı ile mevcut delillerin değerlendirilmesi ile eğitim kurumunda bekçi olarak çalışmakta olan sanığın 2016 yılı Şubat ayı içinde okul öğrencilerinden katılan mağdure İrem'in yanına giderek elini öperek yemeğe davet ettiği, yine 08.03.2016 günü adı geçenin arkasından
yaklaşarak gözlerini kapatıp “benim kız gelmiş" şeklinde sözler sarf ettiğinin kabulü ile sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 103/1-2.cümle, 105/3-d-e, 43,62 ve 53. maddesi uyarınca 4 yıl 8 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
Sanık Müdafiinin Temyiz İsteği
Beyanları hükme esas teşkil eden tanıkların aşamalarda çelişkili anlatımlarda bulunduklarına, anılan tanıkların çeşitli mazeretlerle celse aralarında beyanları alınarak doğrudan soru yöneltme haklarının kullanılmasının engellenip savunma haklarının ihlal edildiğine, tanıkların bir kısımının disiplin cezası alma tehlikesi ile sanığı suçlayıcı beyanlarda bulunduklarına, okulda bekçilik yapan sanığın katılan mağdure üzerinde korunma ve gözetim yükümlülüğünün bulunmadığına ilişkindir.
Ancak;
a) Katılan mağdure İrem'in öğrenim gördüğü kurumun bulunduğu eğitim yerleşkesinin giriş kapısında bekçi olarak çalışan sanığın, katılan mağdure İrem'e yönelik gerçekleştirdiği eylemlerde kamu görevinden kaynaklanan nüfuzunun bulunmadığı, zira sanığın nüfuz sahibi olduğunun kabulü için görevinin katılan mağdure İrem üzerinde güç ve otorite oluşturarak direncini kırması ve katılan mağdure İrem'in bu nedenle çekinerek karşı koyamamasının gerektiği, dolayısıyla sadece görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanarak eylemin gerçekleştirilmesi halinde nüfuzun kötüye kullanıldığının kabulünün mümkün olmadığı gibi yine sanığın katılan mağdure İrem'e karşı koruma ve gözetim yükümlülüğünün bulunmadığı gözetilmeden sanık hakkında koşulları oluşmadığı halde müsnet suçtan belirlenen temel cezanın 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (d) ve (e) bentleri uyarınca artırılması suretiyle fazla tayini hukuka aykırı bulunmuştur.
b) Kabul ve uygulamaya göre de;
İlk Derece Mahkemesi
gerekçeli kararının hüküm kısmının ikinci bendinde temel ceza üzerinde sanığın kamu görevinden kaynaklanan nüfuzunu kötüye kullandığı ve katılan mağdure İrem üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğünün bulunduğu gerekçeleriyle artırım yapılırken uygulama maddesinin "5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (d) ve (e) bendi" yerine "TCK'nın 105/3-d-e" olarak gösterilmesi, 3 yıl olarak belirlenen temel ceza üzerinden 1/2 oranında yapılan artırım neticesinde belirlenecek hapis cezasının "4 yıl 6 ay" yerine "3 yıl 6 ay" olarak gösterilmesi, yine hüküm kısmının üçüncü bendinde zincirleme suç hükümleri uygulanırken artırım oranının belirlenmesinde yargılama konusu olayla ilgisi bulunmayacak şekilde "aranma sayısı" gerekçesinin gösterilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
2. Bozma gerekçesine göre Tebliğname'de onama isteyen görüşe iştirak olunmamıştır.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle; Ladik Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,09.09.2024 tarihinde karar verildi.