Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili ve davalı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı banka tarafından dava dışı ... Tekstil Ür. San. ve Tic. Şti.'ne 21.03.2017 tarihinde kredi kullandırıldığını, davalı ...'ın müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak bu sözleşmeyi imzaladığını, bu borç sebebiyle davalı ... aleyhine icra takibi başlatıldığını, söz konusu takipte haczi kabil malının bulunamadığını, ancak davalı ...'ın takipten çok kısa süre önce düşük bedelle ve mal kaçırmak amacıyla Aydın'da bulunan dava konusu taşınmazını diğer davalıya devrettiğini, bu devir işleminin muvazaalı olduğunu belirterek tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davaya konu taşınmaz üzerinde yapılan devir işleminin gerçek bir satış işlemi olduğunu, ekonomik sıkıntılar nedeniyle borcunu ödeyemediğinden taşınmazı sattığını, bankaya borcunun olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

2. Davalı ... cevap dilekçesinde; taşınmazın satılık olduğunu arkadaşı Ufuk'tan duyduğunu, taşınmazın tapuda 2.000,00 TL ile satıldığı gösterilmiş ise de, gerçekte rayiç değeri olan 18.000,00 TL'ye satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının dava konusu taşınmazı satın almaya yeterli ekonomik durumunun bulunduğu, tapu satış senedinde yazılı olan miktarla taşınmazın gerçek değeri arasındaki farkın muvazaa iddiasını ispata yeterli olmadığı, davacı tarafça davalı alıcının davacının durumunu bildiğine dair somut bir isnatta bulunulmadığı gibi delilde ileri sürülmemiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; gerekçeli kararda sadece delillerin gösterilmiş olup hukuki değerlendirme yapılmadığını, eksik, şekli ve görünüşte gerekçe yazılmasının adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu, borçluların aciz halinin gerçekleşmiş olduğunu, davalının taşınmazını düşük bedelle ve alacaklılarını ızrar ve alacaklılarından mal kaçırmak gayesiyle muvazaalı olarak devrettiğini, davalılar arasında organik bağ olduğunu, bu nedenle tasarrufun iptalinin gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tasarrufa konu taşınmazın tapuda gösterilen satış bedeli (2.000,00 TL) ile, bilirkişi tarafından tasarruf tarihi itibariyle saptanan rayiç bedeli (114.488,57 TL) arasında, önemli oransızlık bulunması nedeniyle, İİK'nun 278/3-2 maddesi kapsamında ve ayrıca, davalı ...'ın savunmasında belirttiği üzere davalıların arkadaş olduğu gözetildiğinde, tasarruf tarihi öncesinden birbirlerini tanıdıkları, İİK'nun 280/1 maddesi gereğince de, davalı 3. kişi ...'ın, borçlunun mali durumunu ve alacaklılarından mal kaçırmak yada alacaklılarını ızrar kastıyla hareket ettiğini bilen veya bilebilecek kişilerden olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İzmir 16. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 10.06.2021 gün ve 2019/272 Esas, 2021/198 Karar sayılı kararının, HMK'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca düzeltilmesine, yeni hüküm tesisine, davanın kabulü ile; dava konusu Aydın İli, Germencik İlçesi, Ortaklar Mahallesi, 444 ada, 8 parsel sayılı, "iki yüz ağaçlı zeytinlik" vasfındaki taşınmazın, 16.11.2018 tarih ve 6864 yevmiye sayılı resmi senet ile, borçlu davalı ... tarafından, davalı 3. kişi ...'a satışı ile ilgili tasarrufun, davacı yönünden iptali ile, İİK'nun 283/1 maddesi uyarınca, dava konusu taşınmaz üzerinde, İzmir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/4400 Esas sayılı takip dosyasındaki alacak ve fer'îleri ile sınırlı kalmak kaydı ile davacıya cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... temyiz isteminde bulunmuştur.

1. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin 1984 yılından bu yana İzmir ilinde ikamet ettiğini, diğer davalının ise halen Ortaklar Mahallesinde ikamet etmekte olduğunu, davalıların sadece birbirlerini tanıyor olmalarından yola çıkarak diğer davalı ...'ın müvekkilin mali durumunu ve alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla hareket ettiğini bildiği varsayımının hukukla ve dosya kapsamındaki delillerle bağdaşmadığını, diğer davalı ...'ın maddi durumunun ortalamanın üzerinde olduğunu, dava konusu taşınmazın satış bedeli de göz önüne alındığında alım gücünün bulunduğunu, alım-satım işleminin taraflarının, daha az harç ve masraf ödemek adına tapuda bedeli gerçek bedelden daha düşük gösterebildiklerini, taşınmazın satış bedelindeki bu farklılığın, tek başına satışın hileli/muvazaalı olduğunu göstermeyeceğini, düzenlenen geçici aciz vesikasının hukuka aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

2. Davalı ... temyiz dilekçesinde; davaya konu zeytinliği, ...'ın satmak istediğini duyması üzerine kendisiyle pazarlık yaparak 18.000,00 TL karşılığında satın aldığını, satın almış olduğu taşınmaza yakın başka zeytinliklerinin olması ve maddi durumunun yeterli olması nedeniyle işleri büyütebileceğini düşünerek, karşılığını ...'a nakden ödeyerek zeytinliği satın aldığını, ...'ı yalnızca yaşadıkları mahallede herkesin birbirini tanıması nedeniyle tanıdığını, kendisinin borçlarını bileceği kadar yakın bir arkadaşı olmadığını, nakit sıkıntısı çektiği için satmak istediğini satın alma işlemleri sırasında öğrendiğini, borcu ya da icra takibi olup olmadığı hakkında bir bilgi sahibi olmadığını, taşınmazın satışı sırasında taşınmaz üzerinde haciz olmaması nedeniyle de aciz durumda olduğunu bilmesinin mümkün olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, dava konusu taşınmazın tapuda gösterilen devir bedeli ile bilirkişi raporuyla belirlenen gerçek değeri arasında İİK'nun 278/2 nci maddesi gereğince mislini aşan bedel farkı olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekili ve davalı ... tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davalı ... vekili ve davalı ...'ın tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,09.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.