Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda ... 1 Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.01.2018 tarihli ve 2017/966 Esas, 2018/54 Karar sayılı hükmüne karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince istinaf davalı vekilinin istinaf talebinin reddine, davacı vekilinin harç ve yargılama giderleri yönünden istinaf talebinin kabulüne, HMK’nin 353/1 -b-2'inci maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 901 ada 7 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 06.02.2017 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide sınırları belirtilen 3 katlı mesken niteliğindeki yapının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, alınması gereken 12.094,64 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 3.229,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 8.865,44 TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına, davacı tarafça karşılanan 1.063,80 TL yargılama gideri ile 3.229,20 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı vekilinin emek ve mesaisine karşılık karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 16.573,31 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş, bu kez davalı kayyım vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacılar vekili, davacının 901 ada 7 parsel sayılı taşınmazı ...'den satın alıp üzerine bina inşa ettiğini, taşınmazın bulunduğu mahallede 2010 yılında yapılan parselizasyon çalışmaları sırasında davacının ... isminde soyadı ve kimlik bilgileri bilinmeyen bir şahısla taşınmaza ortak edildiğini, durumun davacı tarafından fark edilmesi üzerine ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nde ortaklığın giderilmesi amacıyla dava açıldığını ve ... isimli şahsa kayyım atandığını belirterek, 901 ada 7 parsel sayılı taşınmazda bulunan yapının davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı kayyım vekili, taşınmaz üzerindeki muhdesatın mülkiyetinin ... isimli şahsa ait olduğunu ve davacının muhdesat üzerinde bir hakkının bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 901 ada 7 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan 3 katlı mesken niteliğindeki yapının davacı tarafından inşa edildiğinin tespitine karar verilmesi üzerine, karara karşı davacı vekili ile davalı kayyım vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuş, ... Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesinin 01.06.2018 tarihli ve 2018/196 Esas, 2018/426 Karar sayılı kararı ile davalı kayyım vekilinin istinaf talebinin reddine, davacı vekilinin harç ve yargılama giderleri yönünden istinaf talebinin kabulüne, HMK'nin 353/1-b-2'inci maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, “.. 901 ada 7 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 06.02.2017 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide sınırları belirtilen 3 katlı mesken niteliğindeki yapının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, alınması gereken 12.094,64 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 3.229,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 8.865,44 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, davacı tarafça karşılanan 1.063,80 TL yargılama gideri ile 3.229,20 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı vekilinin emek ve mesaisine karşılık karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenen 16.573,31 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,..” karar vermiştir. Bu defa, karara karşı davalı kayyım vekili tarafından temyiz talebinde bulunulmuştur.
Dava, muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, (eski) 412 ada 3 parsel sayılı taşınmazın (tapu kaydına istinaden) 06.11.1997 tarihinde ... Oğlu ... vd adına tespit gördüğü, kadastro tespitinin 14.01.1998 tarihinde kesinleşmesi üzerine tespit malikleri adına kayıt edildiği, beyanlar hanesinde “..ölçü krokisinde A harfi ile gösterilen ev İhsan kızı ....” şeklinde yazıldığı, 2008 yılında yapılan imar işlemi ile oluşan (dava konusu) 901 ada 7 nolu parselin davacı ve kayyım atanan “ ... oğlu ... Bil” adına kayıtlı olduğu, davacının imar sonrası 02.02.2010 tarihinde pay satın almak suretiyle paydaş olduğu ve tapunun muhdesat bilgisi bölümünde “J7 ile gösterilen ev ...’a aittir.” şeklinde şerh bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca dava konusu taşınmaza ilişkin olarak taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasının ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/264 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamasında 04.01.2018 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 sayılı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722,724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115).
Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olayda ortaklığın giderilmesi davasının açılmamış sayılması kararının kesinleşmesi halinde, davacı tarafın tespit davası açmakta başlangıçta var olan hukuksal yararının ortadan kalkacağı ve bu durumda davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verileceği gözetildiğinde davada sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için açılmamış sayılma kararının kesinleşip kesinleşmediğinin belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Ne var ki, bu olgu mahkemece araştırılmamıştır. Dava koşulu olduğu kuşkusuz olan hukuki yararın, taraflarca öne sürülmese bile yerel mahkemece, itiraz üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ve temyiz aşamasında da Yargıtay’ca kendiliğinden (resen) dikkate alınabileceği tartışmasızdır.
Hal böyle olunca; taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davası sonunda verilen ‘davanın açılmamış sayılmasına’ ilişkin kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak dava şartının varlığı duraksamasız belirlenmesi gerekirken bu olgu gözden kaçırılarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz.
Kabule göre de, muhdesatın tespiti davalarında, davanın konusu (müddeabih) muhdesat iddiasını kabul etmeyen davalı/davalıların pay veya paylarına isabet eden muhdesat değeri (zemin bedeli hariç) olup, yargılama sonucunda hüküm altına alınacak nispi karar ve ilam harcından, aynı şekilde 6100 sayılı HMK'nin 326/2. maddesi uyarınca hesaplanacak yargılama giderinden ve davacı yararına takdir edilecek vekalet ücretinden, her bir davalının, dava konusu taşınmazın tapuda paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olması halinde tapudaki payları, elbirliği mülkiyetin söz konusu olması halinde ise miras payları göz önünde bulundurularak sorumlu tutulmaları gerekir. Somut olayda, mahkemece, harç, yargılama gideri ve davacı yararına hükmedilen vekalet ücretinde davalının tapudaki payı gözetilerek tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde tüm yapı değeri üzerinden sorumlu tutulması da doğru görülmemiştir.,

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı kayyım vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle HMK’nin 371. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir suretin de İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 02.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi