Mahkemesi: İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan ....Müdürlüğüne ait işyerinde 21.11.1979-10.12.1980 tarihleri arasında aralıksız olarak hizmet aktiyle sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilâmında belirtildiği şekilde, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren geçici 7’nci maddesinde; bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 506,1479,2925,2926 ve 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanunun geçici 20’nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık sürelerinin tabi olduğu kanun hükümlerine göre değerlendirileceği yönündeki hükmün öngörülmüş olması ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79’uncu maddesinin onuncu fıkrasıdır.
Diğer taraftan, taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneği olup, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şekildir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 38’inci maddesinde davaya ehliyetin Medeni Kanun ile belirlendiği belirtilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 48’inci maddesi hükmüne göre tüzel kişiler hak ehliyetine sahiptirler ve dolayısıyla davada taraf olabilme ehliyeti de ancak, tüzel kişiliği bulunan yapılanmalar için geçerlidir. Tüzel kişiliğin son bulması ile artık eski tüzel kişinin taraf ehliyetinin de son bulacağı tartışmasızdır. Taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olduğundan hâkimin bu hususu re’sen göz önünde bulundurması zorunludur.
506 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi ile “işveren; ...sigortalıları çalıştıran... kişiler...” olarak tanımlanmış olup, hizmet tespitine yönelik davalarda, çalışma ilişkisinin nitelik ve süresinin belirlenmesinde, bu yöndeki işyeri bilgi ve belgelerine ulaşılmasında, bir başka deyişle, davanın sübutu, kanıtlama yükümlülüğü ve verilen kararın infazı açısından, işverene husumet yöneltilmesi zorunludur.
Dairemizin, 02.12.2010 tarih ve 2010/14419 Esas, 2010/15881 Karar sayılı bozma ilamında da; davacının uzun vadeli sigorta kollarına tabi olduğunun tespitini istediği çırak konumundaki primi ödenen devredeki çalışmasının, tüm sigorta kollarına tabi sigortalılığı gerektirir koşullarda, hizmet sözleşmesine dayalı bir çalışma niteliğinde olup olmadığının tespit edilebilmesinin öncelikle işverene usulünce husumet yöneltilmesini gerekli kıldığı belirtilmiş, Mahkemece bozma ilamı sonrası yapılan yargılamada .... Lisesi Döner Sermaye Müdürlüğüne husumetin yöneltildiği ve anılan davalıya tebligat yapılamadığı ve bu bağlamda bozma ilamı gereğinin yerine getirilmediği anlaşılmıştır.
İnceleme konusu davada davalı konumunda yer alan...., bağlı olduğu .... ayrı, bağımsız bir tüzel kişiliğinin bulunmaması nedeniyle, davada taraf ehliyetine de sahip olmadığı belirgin ise de; davanın, söz konusu Bakanlık yerine, bu davalıya karşı açılması olgusunun “temsilcide yanılgı” olarak kabul edilmesi gerekir. Bu bakımdan; Mahkemece yapılması gereken iş, dava dilekçesinin. ... tebliği ile davaya iştiraki sağlanmasının temini ve tarafların göstereceği deliller de toplandıktan sonra hâsıl olacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.06.2011 tarih 10-223-369 sayılı kararı).
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 29.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.