Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili, ... ili ... ilçesi ...i köyünde davacının ve davalının zilyetliğinde olan tapusuz taşınmazların komşu olup, davalı tarafın kendi zilyetliğindeki taşınmaz üzerinde inşaata başladığını daha sonra bu inşaatı davacının zilyetliğinde olan taşınmaza taşırdığını, davalının hiçbir hakkı olmadığı halde davacıya ait araziye inşaat yapmasının hukuka aykırı olduğunu açıklayarak, davacının zilyetliğinde bulunan araziye yapılan müdahalenin men’i ile tecavüzlü inşaatın kal’ini talep etmiştir.
Davalı, davaya konu taşınmaz ile davalının zilyetliğinde bulunan taşınmazın, ölmeden önce tarafların murisinin zilyetliğindeyken vefatı ile taşınmazın haricen mirasçılar arasında taksim edildiğini, 27.03.2013 tarihli anlaşmaya göre inşaata başlandığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın TMK’nin 981. maddesi gereği hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bilindiği üzere ve kural olarak, taşınmaza zilyet olanlar tapu kaydı veya bir hakka dayandığı takdirde TMK'nin 683. maddesindeki mülkiyet hakkının korunmasından yararlanarak istihkak davası veya elatmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, salt zilyetliğe dayanan kişiler ise TMK'nin 981 ve devamı maddeleri uyarınca zilyetliğin korunması hükümlerinden yararlanarak zilyetliğin korunması davası açabilirler. Kişilerin, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki üstün zilyetlik iddiasına veya taraflar dışında başkası adına tapuda kayıtlı bir taşınmazdaki tapu kaydına ya da gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanmayan, kişisel hakka dayalı üstün zilyetlik iddiası durumunda, davanın 4721 sayılı TMK'nin 981 ve devamı maddelerine dayalı zilyetliğin korunması davası olacağı kuşkusuzdur.
Somut olayda; her ne kadar mahkemece, davacının Kaymakamlığa 10.08.2013 tarihinde şikayette bulunulduğu, davacının elatma durumunu en geç 10.08.2013 tarihinde öğrendiği, davacının davasını TMK’nin 981. maddesindeki iki ay ve bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dosya kapsamına göre, davaya konu taşınmazın davalının kullanımındaki taşınmazla birlikte kullanımının tarafların murisine ait olduğu, vefatından sonra mirasçılar arasında yapılan harici taksime göre taraflar ve diğer mirasçıların kullanacakları yerlerin belirlendiği, davacının da taksimle kendisine bırakılan yere davalı tarafından yapılan tecavüzün önlenmesini ve tecavüzlü inşaatın kal’ini talep ettiği anlaşılmaktadır. Buna göre, davanın kazandırıcı zamanaşımına dayalı mülkiyet ve miras iddiasına dayanan elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkin olduğu, salt zilyetlik hakkına dayanmadığı bu durumda, az yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 6100 sayılı HMK'nin 2. maddesi uyarınca davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olacağı hususu gözetilmeden, Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davaya devamla davacının davasının hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 Sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, işin esasına yönelen temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.03.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.