Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 22.07.2010 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi - kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 30.08.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraflarca istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Davacı 1411 parsel sayılı taşınmazının davalı tarafından işgal edilerek kullanıldığını, ek yapılar yapılıp ağaçların kesildiğini, alıcı müşterilerin taşınmazına sokulmadığını ileri sürerek davalının müdahalesinin men’i ile izinsiz olarak inşa edilen yapıların yıkılmasını istemiştir.
Davalı, ahır ve samanlığı kullanıp üzerini kapattığını, davacının idari makama müracaatı üzerine işgale son vererek garajı ve eklentilerini yıktığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile taşınmaz üzerindeki evin 56 m2’lik kısmının yıkılmasına karar verilmiştir.

Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1411 sayılı parsel, ev ve müştemilat niteliği ile davacı adına kayıtlıdır. Yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporundan 1411 sayılı parselde bir kısmı bulunan müdahale konusu taşınmazın yapı değerinin 2010 yılı itibariyle 35.194.04 TL, arsa bedelinin ise 3.360,00 TL olduğu belirtilmiştir.

Dava tarihi itibariyle sulh hukuk mahkemesinin görevini belirleyen sınır 7.230,-TL dir. Dolayısıyla mamelek hukukundan doğan davayı görmeye sulh hukuk mahkemesi değil, asliye hukuk mahkemesi görevlidir.
Mahkemece kamu düzeninden olan görev hususu re’sen dikkate alınarak dava dilekçesinin görev noktasından reddi yerine, çekişmenin esasının incelenip, sonuçlandırılması doğru değildir.
Karar, açıklanan nedenle bozulmalıdır.

Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 29.09.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.