Taraflar arasındaki kurum zararının giderilmesi istemine ilişkin davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı Art-An İnşaat Taahhüt Ltd. Şti. tarafından davacı kurum aleyhine alacağının tahsili amacıyla Bilecik İcra Müdürlüğü'nün 2003/1421, 2003/1422 ve 2003/1426 sayılı dosyalarında icra takibi başlatıldığını, ödeme emirlerinin davacı idareye tebliği üzerine Hukuk Müşavirliği'nin 11.06.2003 tarihli yazısı ile DÖSİMM'den, yazı ekindeki Bilecik İcra Müdürlüğünün 2003/1421,1422 ve 1426 sayılı takip dosyalarından gönderilen ilamsız ödeme emirlerinin incelenerek, icra dairesine verilecek cevabın 13.06.2003 günü akşamına kadar bildirilmesinin istenildiğini, bunun üzerine DÖSİMM tarafından Hukuk Müşavirliğine gönderilen dava konusu 13.06.2003 tarih ve 1819 sayılı yazıda ilamsız takiplerle ilgili olarak borçlarının ödendiği, şirketin Merkez Müdürlüğünden herhangi bir hak ve alacağının kalmadığının bildirilmesi nedeniyle icra takiplerine itiraz edildiğini, itiraz üzerine dava konusu icra takip dosyalarında takiplerin durdurulması üzerine dava dışı şirket tarafından açılan itirazın iptali davalarının kısmen kabulü ile davacı kurum aleyhine icra inkar tazminatına hükmedildiğini, davalıların Hukuk Müşavirliğine yanlış bilgi vererek takibe itiraz edilmesine ve davacı Bakanlığın icra inkar tazminatı ödemesine neden olduklarını belirterek 24.03.2011 tarihinde ödenen icra inkar tazminatları ve faizleri toplamı olan 60.570,09 TL alacağın rücuen davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalının göreve başlamasından kısa bir süre sonra idare aleyhine başlatılan takip dosyasına ilişkin ödeme emirlerinin Hukuk Müşavirliğine tebliğ edildiğini, Hukuk Müşavirliği tarafından DÖSİMM'e yazı yazılarak şirket alacağı ile ilgili görüş sorulması üzerine idarenin herhangi bir borcu bulunmadığı bilgisi verildiğini, yazının içeriğinin belirlenmesinde davalının kusur veya ihmalinin bulunmadığını, DÖSİMM tarafından tamamen tahakkuk memurları ve saymanlıktan alınan bilgi ve belgeler çerçevesinde hareket edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu alacakla ilgili olarak davalıların hukuki sorumluluğunun bulunmadığını, Merkez Saymanlığı ile Hukuk Müşavirliğinin sorumlu olduğunu, borcun varlığını bilmesi gereken ve takibi iptal ettiren birimin Hukuk Müşavirliği olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalının DÖSİMM'de geçici işçi olarak çalıştığını, davalının sorumluluğunun verilen yetki uyarınca bir geçici işçi sorumluluğu kadar olabileceğini, davalının konuya etkili hiçbir işlem ve tasarrufu bulunmadığı gibi bu ödemeden dolayı da sorumlu olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemenin 13.06.2013 tarih, 2012/99 Esas ve 2013/403 Karar sayılı ilamı ile; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Dairenin 10.02.2014 tarihli, 2014/437 Esas ve 2014/2026 Karar sayılı ilamı ile, ''...Haksız eyleme dayalı tazminat davalarında olay tarihinde bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu 60/1. maddesine göre öngörülen zamanaşımı süresi fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halükarda 10 yıldır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 72/1 maddesine göre de zamanaşımı süresi zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yıldır. Somut olayda; icra takibinde borca itiraza esas alınan davalıların cevap yazısı 13.06.2003 tarihlidir. Haksız eylemin bu tarihte meydana geldiği kabul edilse bile, itirazın iptali davalarının 2008 yılında sonuçlandığı 2009 tarihli onama kararlarının dosya arasında bulunduğu ve yine dosyaya sunulan Ziraat Bankasının 24.03.2011 tarihli makbuzundan da icra dosyasına ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Zamanaşımının başladığından bahsedebilmek için zararın ve failin bilinebilir olması gerekir. 2004 tarihli müfettiş raporu ve bakanın onay tarihi itibarıyla itirazın iptali davası derdest olup henüz zarar gerçekleşmemiştir. Şu halde, zararın ödeme tarihinde gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Ödemenin 24.03.2011 tarihli makbuzla yapıldığı anlaşılmaktadır. Şu halde; ödemenin yapıldığı 24.03.2011 tarihi ile eldeki davanın açıldığı 08.02.2012 tarihine kadar zamanaşımı süresi olan 1 yıl geçmemiştir. Mahkemece işin esasının incelenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.'' gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu icra inkar tazminatı ödenmek suretiyle oluşan kamu zararının; Bilecik İcra Müdürlüğünün 2003/1421, 2023/1422 ve 2023/1426 sayılı dosyalarına ilişkin olmadığı, Bilecik İcra Müdürlüğü'nün 2004/1184 ve 2004/1186 sayılı takip dosyalarına yapılan itirazın iptaline ilişkin davalarda hükmedildiği, dava konusu 13.06.2003 tarih ve 1819 sayılı yazının, Bilecik İcra Müdürlüğü'nün 2003/1421, 2023/1422 ve 2003/1426 sayılı dosyasına sunulduğu ve söz konusu bu yazıda davalıların imza ya da paraflarının bulunduğu, icra ve inkar tazminatına hükmedilmesine neden olan Bilecik İcra Müdürlüğü'nün 2004/1184 ve 2004/1186 sayılı dosyalarına ilişkin itiraz aşamalarında davalıların yer aldıklarına ilişkin bilgi veya belge bulunmadığı gibi bu yönde bir iddianın da olmadığı, her ne kadar davacı tarafından sürecin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmekteyse de davalıların işlem ve eylemleri ile kamu zararı arasındaki illiyet bağının kesilmiş olacağının kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Teftiş Kurulu Başkanlığından gönderilen 09.12.2011 gün ve 250376 sayılı görüş yazılarında yanlış icra dosyalarına ödeme yapılmasına neden olan yazıda imza veya parafı bulunanlar ile ödeme emri karşısında adı geçen firmanın davacı kurumdan hak ve alacağının bulunmadığını belirten yazıda imza veya parafı bulunan ve bu nedenle ödeme emirlerine itiraz edilmesine ve açılan dava sonucunda davacı aleyhine icra inkar tazminatı ödenmesine sebep oldukları belirtilen davalılar hakkında Bakanlık Makamının 1359 sayılı onayı doğrultusunda işlem yapılması gerektiğinin belirtildiğini, yargı sürecinin ortaya çıkmasına yol açan etkenlerin birbirinden bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini, söz konusu sürecin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini, huzurdaki söz konusu davaya dayanak teşkil eden bilirkişi incelemelerinin tümünde davalıların söz konusu zarardan sorumlu oldukları yönünde değerlendirme yapılmış iken 18.07.2018 tarihli bilirkişi raporunda dosya kapsamı göz ardı edilerek davalıların söz konusu davada kamu zararından sorumlu tutulamayacakları yönünde rapor düzenlenmesi ve bu rapor doğrultusunda hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulması istemiştir.

Uyuşmazlık, davacı idare aleyhine dava dışı şirket tarafından başlatılan icra takip dosyalarına dava konusu 13.06.2003 tarih ve 1819 sayılı yazı ile dava dışı alacaklıya borç bulunmadığı yönünde haksız yere itiraz edilmesine ve bu nedenle açılan itirazın iptali davalarında davacı kurum aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine neden olduğu iddia edilen davalılardan meydana gelen kurum zararının tahsili istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71 inci maddesi.

Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup; davacının temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/J maddesi uyarınca davacıdan harç alınmamasına,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,11.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.