Taraflar arasında görülen davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davalı ... hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine, diğer davalı ... mirasçıları yönünden açılan davanın kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirket nezdinde zorunlu mali sorumluluk sigortalı, davalı ...'a ait, diğer davalı ...'nin sürücüsü olduğu aracın 11.08.2015 tarihinde karıştığı kaza sonucu yaya konumundan bulunan Mustafa Kaytan'ın vefat ettiğini, araç sürücüsü olan davalı ...'nin alkollü şekilde araç kullandığının tespit edildiğini, davacı ... şirketi tarafından ölen kişinin hak sahiplerine 15.371,00 TL ödendiğini, bu ödemenin rücuen tahsili amacı ile takip başlatıldığını, davalının haksız şekilde icra takibine itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile 15.271,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... cevap dilekçesinde; davaya konu kazaya karışan aracı diğer davalı ...'ye sattığını, sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Yargılama sırasında davalı ...'ın vefat etmesi üzerine mirasçıları ..., ..., ... davaya dahil edilmiş; mirasçılar, mirası reddettiklerini beyan ederek buna ilişkin kararı ibraz etmişlerdir.
Davalı ... cevap dilekçesinde; kendisinin olay anında alkollü olduğunu, bu nedenle kazanın meydana geldiğini belirtmiştir.

Mahkemenin 16.10.2014 tarihli ve 2008/58 Esas, 2014/501 Karar sayılı kararıyla; benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davacının, davalı ... (mirasçıları) aleyhine açmış olduğu itirazın iptali davasının reddine, davacının davalı ... aleyhine açmış olduğu davanın kabulü ile 15.371,00 TL rücuen tazminat alacağının tahsiline karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... ve ... vasisi temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 22.02.2018 tarihli ve 2015/7334 Esas, 2018/1247 Karar sayılı ilamı ile "...Davacı vekili dava dilekçesi ile davacıya trafik sigortalı, davalı ...'a ait aracın diğer davalı sürücü ...'nin alkollü sevki sırasında gerçekleşen kazada ölenin hak sahiplerine ödedikleri tazminatın rücuan tahsili amacı ile icra takibine girişildiğini, davalının itiraz etmesi takibin durduğunu açıklayıp itirazın iptali ile 15.271,00 TL'nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Hem itirazın iptali ve hem alacağın tahsili istenemez. Davanın konusu “ilâmsız” icra takibine yapılan itirazın “iptali”iken, davacı vekili, dava dilekçesinin “sonuç“ bölümünde itirazın iptali ile birlikte “15.271,00 TL'nin tahsiline” karar verilmesini istemiştir. İlamsız icra takibine itiraz üzerine açılan “îtirazın iptali” davasında, yalnızca “itirazın iptali” istenebilir. Ayrıca, kısmen veya tamamen “alacağın tahsili” istenemez. Bir başka anlatımla, aynı davada hem “itirazın iptali” ve hem “alacağın tahsili” bir arada olmaz ve mahkemece de istek gibi karar verilemez. İtirazın iptali ve alacak davası nitelikleri ve sonuçları itibarıyla birbirinden farklı dava türleridir. Böyle bir durumda; mahkemece davacı tarafa, davasının itirazın iptali mi, yoksa alacak davası mı olduğunun açıklattırılması; buna göre davanın itirazın iptali veya alacak davası olarak sonuçlandırılması gerekir. Kabule göre de; a-) Trafik sigortacısı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 95/2. maddesi ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları gereğince, tazminat yükümlülüğünün azaltılması veya kaldırılmasına ilişkin halleri üçüncü kişilere karşı ileri süremeyeceğinden, zarar görene ödeme yaptıktan sonra, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre kendi sigorta ettirenine rücu edebilir. Araç maliki ve sigorta şirketi arasındaki sigorta sözleşmesi gereğince, sürücünün ağır kusuru, yeterli ehliyete sahip olmaması veya alkollü olması sonucu zarara neden olunması hallerinde, sigortacının kendi akidine rücu hakkı bulunmaktadır. Araç maliki ve sigorta şirketi arasındaki sigorta sözleşmesi gereğince sürücünün ağır kusuru, yeterli ehliyete sahip olmaması veya alkollü olması sonucu zarara neden olduğu takdirde sigortacı kendi akidine rücu hakkına sahiptir. Sigortalı ve sigorta şirketi arasındaki sigorta sözleşmesi gereğince sürücünün alkollü olması sonucu zarara neden olduğu takdirde sigortacı kendi akidine rücu hakkına sahiptir. Dosya kapsamında bulunan poliçe örneğine göre sigorta sözleşmesinin tarafı olarak davalı ...'ın ismi yer almaktadır. Buna göre taraflar arasında sigortalılık konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak diğer davalı ..., araç sürücüsü olup sigorta sözleşmesinin tarafı olmadığından trafik sigortacısı tarafından açılacak rücu davaları da akide karşı açılacağından araç sürücüsü ... aleyhine hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Kaldı ki; itirazın iptali davası, icra takibinde borçlu olarak gösterilen ve takibe itiraz eden kişiye karşı açılır. Talebe konu icra dosyasının incelenmesinde borçlu olarak sadece davalı ...'ın yer aldığı, diğer davalı ...'nin yer almadığı anlaşılmaktadır. Eldeki davanın alacak davası değil de “itirazın iptali” davası olarak açıldığı davacı tarafça bildirilirse, icra takip dosyasında borçlu olarak yer almayan davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiştir.b-)2918 sayılı KTK'nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin "Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı" başlıklı 97/1. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra bu konu ile ilgili olan "b-2" bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir. Öte yandan, Zorunlu Mali Sorumluluk Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektirin olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır. Bununla birlikte, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK'nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir. O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi/davacının rücu hakkını kullanabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK'nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları) Mahkemece her ne kadar araç maliki yönünden davanın reddine karar verilmiş, sürücü yönünden de sürücünün yargılamadaki ” kendisinin olay anında alkollü olduğunu, bu nedenle kazanın meydana geldiğini” belirttiği gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de; somut olayda, davalı sürücünün kaza esnasında alkollü olduğuna dair bir tespit bulunmadığı gibi mahkemece, alkolün trafik kazasına etkisi olup olmadığı nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulunca araştırılmadan alınan kusur ve hasar raporuna göre karar verilmesi de doğru görülmemiştir." gerekçesiyle kararın bozulmasına, davalı ... ve ... vasisinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilamına uyulduğu, davalı sürücü ...'nin 1,95 promil alkollü olduğu, kazanın alkolün etkisiyle meydana geldiği ve davalı sürücünün olayda %100 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, davacı ... şirketinin rücuen alacak talebinde haklı olduğu ancak dava dilekçesinde icra takip dosyasına yapılan itirazın iptalinin talep edildiği, icra takibinin davalı ... yönünden yapıldığı, davalı ...'nin takip borçlusu olmadığı ve itirazın iptali ile rücuen alacağın aynı anda talep edilemeyeceği, bu nedenle davalı ... yönünden davanın husumet yokluğundan reddine, diğer davalı yönünden itirazın iptali talebinin kabulüne karar vermek gerektiği, ancak davalı ...'ın yargılama sırasında vefat etmesi nedeniyle dava mirasçılarına yöneltilmiş ise de mirasçılarının Uşak 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2014/119 Esas 2014/105 Karar sayılı ilamı ile mirası reddettiklerinin anlaşıldığı, icra takibine davalı ...'ın itiraz ettiği, bu itirazın yerinde olmadığı, davacının itirazın iptali talebinde haklı olduğu, davalı ... mirasçılarının, mirası reddetmiş olmalarına rağmen bu durumun icra infaz aşamasında değerlendirilebileceği gerekçesiyle açılan davanın itirazın iptali talepli olması ve iptali talep edilen Uşak 2. İcra Müdürlüğünün 2008/1288 Esas sayılı (yeni esas 2011/107 Esas) takip dosyasında takibin sadece davalı ... yönünden yapılmış olması nedeniyle davalı ... hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine, diğer davalı ... mirasçıları yönünden açılan davanın kabulüyle takibe yapılan itirazın iptaline, takip talebindeki şartlar dahilinde takibin devamına karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalı ... yönünden husumet nedeniyle davanın reddi kararının hatalı olduğunu, davalı ... yönünden rücuen alacak taleplerinin olduğunu belirtmiştir.

Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; bozma ilamının gereğinin yerine getirilmediğini, davanın itirazın iptali mi, yoksa alacak davası mı olduğunun davacı tarafa açıklattırılmadığını, yargılama giderlerine ilişkin hükmün hatalı olduğunu belirtmiştir.

Uyuşmazlık, davacı ... şirketi tarafından dava dışı üçüncü kişiye yapılan ödemenin, Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları gereği rücuen tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve rücuen alacak istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 31 inci maddesi ile 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 95 inci maddesi, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu 67 inci maddesi, Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 31 inci maddesi “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.” hükmünü haizdir.
Dosya kapsamından; dava dilekçesine göre davacıya zorunlu trafik sigortalı, davalı ...'a ait aracın, diğer davalı sürücü ...'nin alkollü sevki sırasında karıştığı kazada ölenin hak sahiplerine ödenen tazminatın rücuan tahsili amacı ile icra takibine girişildiği, davalının itiraz etmesi sonucu takibin durduğu, bu nedenle itirazın iptali ile 15.271,00 TL'nin tahsilinin talep edildiği, mahkemece verilen 16.10.2014 tarihli kararda ise davalı ... (mirasçıları) aleyhine açılan itirazın iptali davasının reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kabulü ile 15.371,00 TL rücuen tazminat alacağının tahsiline karar verildiği, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 22.02.2018 tarihli ve 2015/7334 Esas, 2018/1247 Karar sayılı ilamı ile aynı davada hem “itirazın iptali” ve hem de “alacağın tahsili” talep edilemeyeceği, itirazın iptali ve alacak davalarının nitelikleri ve sonuçları itibarıyla birbirinden farklı dava türleri olduğu, mahkemece davacı tarafa, davasının itirazın iptali mi, yoksa alacak davası mı olduğunun açıklattırılması ve buna göre davanın itirazın iptali veya alacak davası olarak sonuçlandırılması gerektiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır. Bozma ilamı sonrası mahkemece bozmaya uyulmasına karar verilmişse de bozmanın gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. Şöyle ki; mahkemece davacı tarafa, davasının itirazın iptali mi, yoksa alacak davası mı olduğu açıklattırılmamış, dava dilekçesinde icra dosyasına yapılan itirazın iptalinin talep edildiği kabulüne göre hüküm kurulmuştur.
Şu durumda mahkemece; HMK’nın 31 inci maddesi uyarınca davacı vekilinin talebinin açıklattırılarak, davanın rücuen alacak istemine mi yoksa itirazın iptali istemine mi ilişkin olduğunun aydınlatılıp Dairenin yukarıda anılan bozma ilamının gereğinin yerine getirilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2. Bozma neden ve şekline göre davacı vekili ve davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekili ve davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA,

2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekili ve davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya ve davalı ...'ye iadesine,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,11.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.