Mahkûmiyet
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Bozma üzerine yapılan yargılamada, İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.05.2019 tarihli kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 2 yıl 6 ay hapis ve 1.500,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
1. Cumhuriyet savcısının temyiz isteği; sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesinin ve kabule göre de zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
2. Sanığın temyiz isteği; lehe hükümlerin uygulanmaması nedeniyle kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
Sanığın, birlikte hareket ettiği temyiz dışı sanık aracılığıyla, katılana, Beyoğlu Belediyesi tarafından kentsel dönüşüm kapsamındaki yerlerde oturanlara, TOKİ tarafından Kayaşehir'de yapılan dairelerden 15 yıl vadeli konut satılacağına dair sözler söyletip, katılanın ilk olarak temyiz dışı sanığa kayıt ücreti olarak 10.000,00 Türk lirası ödemesini, daha sonra ise kura çekildiğini ve dairelerin belli olduğunu söyletip, 5.000,00 Türk lirası daha haricen ödemesini sağlayarak, hileli hareketlerle aldattığı katılandan toplam 15.000,00 Türk lirası haksız menfaat temin ettiği iddiası ile kamu davası açıldığı, tarafların yasal süresi içerisinde cevap vermemesi nedeniyle uzlaştırma sağlanamaması, katılan beyanı, sanığın savunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sanığın atılı suçu işlediğinin kabulü ile hakkında temyize konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, mahkemenin oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, Cumhuriyet savcısı ve sanığın sair itirazları yerinde görülmemiştir, ancak;
1. Sanığa ek savunma hakkı tanınmadan, iddianamede gösterilmeyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1. maddesinin uygulanması suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 226. maddesine aykırı davranılarak, sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
2. 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanmasında, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
3. Sanık hakkında takdiri indirim uygulamama gerekçesinin belirtilmemesi,
Nedenleriyle, hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.05.2019 tarihli ve 2017/741 Esas, 2019/275 Karar sayılı kararına yönelik Cumhuriyet savcısının ve sanığın temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.07.2024 tarihinde karar verildi.