Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Çivril Cumhuriyet Başsavcılığının 19.04.2016 tarihli ve 2016/244 Esas sayılı iddianamesiyle, sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca cezaladırılmaları talebiyle Çivril Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

2. Çivril Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.05.2016 tarihli ve 2016/369 Esas, 2016/581 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.

3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 28.03.2021 tarihli ve 11-2016/341333 sayılı onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

Cumhuriyet savcısının temyiz isteği; 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen resmi evrakta sahtecilik suçunun seçimlik hareketli suçlardan olduğu, sahte resmi belgeyi kullanan kişinin de cezalandırılacağının hükme bağlandığı, resmi belgenin sahteliği, mağdur beyanları ve sanık beyanı da dikkate alındığında, sanığın sahte resmi belgeyi kullandığı, bununla ilgili olarak gerçekliğini araştırmadığı ve sahte resmi belgeye dayanarak menfaat temin etmeye çalıştığı da dikkate alındığında mahkumiyet hükmü verilmesi gerekirken beraat kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna, ilişkindir.

1. Sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
2. 5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin sanığın sorgusunun yapıldığı 17.05.2015 tarihi olduğu ve bu tarihten, temyiz inceleme tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.

Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle, Çivril Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.05.2016 tarihli ve 2016/369 Esas, 2016/581 Karar sayılı kararına yönelik Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeyen hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

27.06.2024 tarihinde karar verildi.