Mahkûmiyet
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 01.04.2014 tarihli ve 2014/921 Esas sayılı iddianamesiyle, sanık ... hakkında güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle Tekirdağ Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
2. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.01.2016 tarihli ve 2014/299 Esas, 2016/40 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca teşdiden 1 yıl 2 ay hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.
3. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.01.2016 tarihli ve 2014/299 Esas, 2016/40 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 23.06.2020 tarihli ve 2020/2154 Esas, 2020/6370 Karar sayılı kararı ile; "Sanığa yüklenen güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle, hükümden sonra ve 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma işlemleri yapılmasından sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması," nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
4. Bozma sonrası dosyanın Uzlaştırma Bürosuna gönderilmesine karar verilmiş, 15.09.2020 tarihli Uzlaştırma Raporuna göre taraflar arasında uzlaşma sağlanamadığından dosyanın yeniden Mahkemeye gönderildiği anlaşılmıştır.
5. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.04.2021 tarihli ve 2020/298 Esas, 2021/485 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca teşdiden 1 yıl 2 ay hapis ve 2.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.
6. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 15.10.2021 tarihli ve 11-2021/99516 sayılı onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
Sanık müdafiinin temyiz isteği; eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın lehine olan hükümlerin uygulanmadığına, ilişkindir.
1. Sanığın 21.06.2012 tarihinde katılanlar ile tanıştığı, inşaat işleri yapan katılanlara uygun fiyatla malzeme satabileceğini söylediği, katılanlar ile inşaat malzemeleri satışı hususunda görüştükleri ve malzeme alım satımı konusunda sözlü olarak anlaştıkları, sanığın katılan ...'in bu anlaşma nedeniyle Tekirdağ'a çağırdığı, ödeme aracı olan çekin sağlamlığının bankadan sorgulattırıldıktan sonra yazılı anlaşma yapılmasını kararlaştırmaları üzerine katılan ...'in keşide ve vade tarihi olmayan Türkiye Ekonomi Bankası Keşan şubesine ait 300.000,00 TL bedelli çek ile katılan ...'ın düzenlediği keşide ve vade tarihi olmayan 100.000,00 bedelli senedi sanığa verdiği, sanığın çeki Türkiye İş Bankası Tekirdağ şubesine sordurmak bahanesiyle alarak katılan ...'in yanından ayrıldıktan sonra bir daha geri dönmediği, bu şekilde üzerine atılı güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia ve kabul olunmuştur.
2. Sanığın suça konu çeki hakkında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 27.03.2014 tarihli ve 2014/268 Karar numaralı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kardeşi ...'na miras borcuna karşılık ciro ettiği, kardeşi Şükrü tarafından 02.07.2012 tarihinde Türk Ekonomi Bankası İstanbul/Ataşehir şubesine tahsil edilmek üzere ibraz ettiğinde çeke elkonulduğu, anlaşılmıştır.
3. Suça konu çekin Kriminal incelemesinde, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 21.03.2014 tarih ve BLG-2014/3497 uzmanlık nolu raporuna göre keşideci ismi altında yazılı bulunan imzanın katılan ...'in el ürünü olduğu, birinci ciranta hanesindeki imzanın ise sanığın el ürünü olduğu, belirtilmiştir.
4. Sanık savunmasında üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir.
5. Katılanların aşamalardaki anlatımları istikrarlıdır.
6. Bozma sonrası sanığa yüklenen güveni kötüye kullanma suçunun 6763 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 253 ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği ancak uzlaşmanın sağlanamadığı yönünde 15.09.2020 tarihli rapor düzenlendiği görülmüştür.
7. Mahkemece, sanığın güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırılmasına ilişkin hukuki süreç başlığı altında yazılı temyiz incelemesine mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
8. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.01.2016 tarihli ve 2014/299 Esas, 2016/40 Karar sayılı Ek kararı ile adli emanetin 2012/1037 sırasında kayıtlı bulunan 1 adet TEB Keşan Şubesi'ne ait 02.07.2012 keşide tarihli 300.000,00 TL bedelli 6954821 Seri No'lu çekin sahibi katılan ...'a iadesine, karar verilmiştir.
9. Sanığın savunmaları, katılanların anlatımları, sanığa ait nüfus ve adli sicil kayıtları, uzmanlık raporu kolluk tarafından tutulan tutanaklar, uzlaştırma raporu ve diğer deliller dosya arasındadır.
1. 5271 sayılı Kanun'un 253 üncü maddesinin yirmi birinci fıkrası gereğince “şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu” tarihten uzlaşmanın gerçekleşmediği tarihe kadar dava zamanaşımının durduğu gözetilerek yapılan incelemede;
2. Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında bir sözleşme ilişkisinin mevcut olması ve bu hukuki ilişkinin gereği olarak taraflar arasında oluşan güvenin korunması gerekmektedir. Hukuksal anlamda geçerli bir sözleşmeden söz edilebilmesi için ise tarafların iradelerinin aldatılmamış olması gerekmektedir. Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için ise; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer mal varlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır.
Bu açıklamalar doğrultusunda her iki suça kast açısından bakıldığında; dolandırıcılık suçunda başlangıçta suça konu malın teslimi öncesi kast bulunmakta iken, güveni kötüye kullanma suçunda, suça konu malın (değerin) belli amaçlar için tevdiinden sonra kastın ortaya çıktığı görülmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olayda; sanığın, başlangıçtan itibaren haksız kazanç elde etmek kastıyla hareket ettiği ve kurduğu mizansen çerçevesinde hileli hareketler sergileyerek, henüz keşide ve vade tarihleri doldurulmamış çeki bankaya sorgulattırıp geri getireceğine inandırdığı katılanın özgür iradesini hileli davranışlarla sakata uğratması nedeniyle sanık ile katılan arasında hukuken kurulmuş geçerli bir sözleşmeden bahsedilemeyeceğinden, sanığın sübut bulan eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 157 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
a) Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunluklarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin eklendiği gözetilerek hak yoksunlukları yönünden sanığın hukukî durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunlululuk bulunması,
b) Suç tarihinin, haksız menfaatin elde edildiği tarih olan "25.06.2012" olması gerekirken, gerekçeli karar başlığında suç tarihinin, "02.07.2012" olarak yazılması,
Nedenleriyle hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.04.2021 tarihli ve 2020/298 Esas, 2021/485 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
27.06.2024 tarihinde karar verildi.