Dava dilekçesinde 2001-2002 yılında kira miktarının ve ödenen miktarın tespiti istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dava dilekçesinde, davacıya ait binanın davalı şirkete dershane olarak 20.09.2001 tarihli sözleşme ile 10 yıllığına kiralandığını, sözleşmede yazılı kira parasının stopajın az ödenmesi için düşük yazıldığını belirterek 2001 yılında kiranın gerçekte hangi miktar olduğunun tespiti ile davalının ödediği miktarın tespiti talep edilmiştir.Davalı vekili cevabında, kira sözleşmesinde kararlaştırılan miktar üzerinden ödeme yaptıklarını beyan etmiştir.Mahkemece, önce davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 29.09.2005 tarih, 2005/9617 E.-2005/9328 K.sayılı ilamı ile davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle bozma kararı verilmiş, Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.11.2011 tarihli kararı ile bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulü ile 2001 tarihinde aylık kiranın 4.100 TL olduğunun tespitine, davalının yaptığı ödemenin 14.796 TL olduğunun tespitine karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.Taraflar arasında düzenlenen 20.09.2001 tarihli ve 10 yıl süreli kira sözleşmesinde yıllık kiranın 4.000 TL olduğu ve ilk 4 yılın kirasının ödendiği, kiranın her yıl enflasyon oranına göre artırılacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşmede, kiraya veren davacının imzaya itirazı yoktur. Davada, sözleşmede kira bedelinin stopajın az ödenmesi için düşük yazıldığından bahisle 2001 yılı gerçek kira parasının tespiti talep edilmektedir.Muvazaa, iki kişinin gerçek iradelerini gizleyerek görünürde bir beyanda bulunmalarına ve bu şekilde sözleşme yapılmasına denir. Muvazaada, taraflar sözleşmede gerçek iradelerini yansıtmamaktadır. Sözleşme taraflarının iradeleriyle uyumlu olmayan görünürdeki beyanları üzerine kurulmuştur. Taraflar kira bedelindeki muvazaayı gerçek kira bedelinin Devlet ya da Kamu Kurumlarından gizlemek için yapmışlardır.Bu bağlamda; davacının kendisinin de bir muvazaası söz konusudur ve kural olarak hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemez. Kaldı ki, böyle bir hak talebi herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağını belirten T.M.Y. İkinci maddesine de aykırıdır. (HGK. 27.01.2010 gün ve 2010/1-1 E., 2010/32 K.) 818 sayılı BK.nun 18.maddesi (6098 sayılı TBK.nun 19.maddesi) gereğince, sözleşmenin kurulmasında “irade” ile “beyan” arasında uyumun bulunması gerektiğinden, muvazaalı sözleşme geçersiz bir sözleşmedir.Davacının, muvazaa yönünde bir belge ibraz edemediği, davalının da muvazaayı kabul etmediği anlaşıldığına göre, muvazaalı (geçersiz) bir işleme dayanarak davacının kira parasının daha fazla olduğunun tespitini istemesi yasal değildir. Zira hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak talepde bulunamaz.Belirilen nedenlerle, mahkemece; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.