Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacılar vekili, dava dilekçesinde vekil edenlerinin murisleri olan ...’in paydaş maliklerinden olduğu 3356 parsel sayılı bağ niteliğinde taşınmazda, muris ...’in 13.01.2013 tarihinde vefatı nedeniyle müvekkillerinin, tapuda intikalen ¼ hissede elbirliği halinde paydaş malik duruma geldiklerini, taşınmazın diğer paylarının ise davalılara ait olduğunu, davacıların murisi olan ...’in sağlığında paydaş olduğu anılan taşınmaz üzerine, tamamen kendisinin kazancı masraflarını karşılayarak bir bina yaptırdığını, davalıların ise bu binanın yapımında herhangi bir maddi katkısının olmadığını açıklayarak 3356 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki yapının davacıların murisi ... tarafından yapılmış olduğunun tespitini ve bu hususun tapu siciline şerh verilmesini talep etmiştir.
Davalılar ayrı ayrı sundukları cevap dilekçelerindeki beyanlarda davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, özetle dava konusu muhtesatın yapım masraflarının tamamen (tek başına) davacıların murisi tarafından karşılandığı hususunun ispatlanamaması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesat tespiti ve tapuya şerh edilmesi istemlidir.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup, dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür. Bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmesi gerekir (HMK 114/1-h, 115 m.).
Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olayda, tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 3356 parsel sayılı taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlede, güncel hukuki yararın bulunmaması nedeniyle davanın HMK 114/1-h ve 115 maddeleri gereğince dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, bu hususun gözardı edilmesi ve davanın reddinin davacı tarafın davasını ispatlayamadığı şeklindeki yanılgılı gerekçeye dayalı olması doğru değil ise de, ret hükmü sonucu itibariyle doğru olduğundan HUMK'nin 438/son maddesi uyarınca ret hükmünün yukarıda açıklanan şekilde gerekçenin değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda gösterilen sebeple davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle sonucu itibarı ile doğru bulunan hükmün gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, HUMK'nin 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 27.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.