Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı paydaşlığın giderilmesi davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş ancak niteliği itibariyle duruşmaya tabi olmadığından duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, bir adet taşınmazda paydaşlığın giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkeme, davanın kabulüne karar vermiş, hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava konusu Bingöl -Merkez Saray Mahallesinde bulunan 550 ada 5 parsel sayılı taşınmazın taraflar arasında hisseli olduğunu belirterek paydaşlığın giderilmesini istemiştir.
Davalı duruşmalara katılmadığı gibi cevap da vermemiştir.
Paydaşlığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin davalarda taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parçanın (muhtesat) kime ait olduğu konusunda uyuşmazlık olup da bunlar üzerinde bazı paydaşların hak iddia etmeleri ve öncelikle bu uyuşmazlığın giderilmesini istemeleri halinde eğer bunların değeri sulh mahkemesinin görevine giriyorsa olay bir hadise olarak, sulh mahkemesinde çözümlenir. Aksi halde o paydaşa görevli mahkemede dava açmak üzere HUMK.’nun 567.maddesi hükmü uyarınca on(10) günlük yasal süre verilmelidir. Yasadan doğan bu süre kesin olup kısaltılamaz ve uzatılamaz.Bu süre içerisinde dava açılırsa sonucun beklenmesi, açılmaz ise o konuda uyuşmazlık yokmuş gibi davaya devam edilmesi gerekir.
Olayımıza gelince; dava konusu taşınmaz üzerinde sosyal tesis, düğün salonu ve halı sahadan oluşan muhtesat bulunduğu keşif sırasında tespit edilmiştir. Tapuda muhtesatın aidiyeti ile ilgili şerh yoktur. Davacı vekili muhtesatın taraflara ait olduğunu beyan etmiş, mahkemece bu beyana itibar edilerek herhangi bir araştırma yapmadan muhtesatın taraflara ait olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Davalı, ilk kararın temyizi üzerine verdiği temyize cevap dilekçesinde ve son kararı temyiz dilekçesinde muhtesadın kendisine ait olduğunu savunmuştur. Davacı ise muhtesadın ortaklara ait olduğunu iddia etmektedir. Bu durumda muhtesadın mülkiyeti ortaklar arasında ihtilaflıdır. Mahkemece muhtesadın ortaklara ait olduğunun kabulü ile satış bedelinin ortaklara paylaştırılmasına karar verilmiş olması hatalıdır. Mahkemece muhtesatın keşifte belirlenen değerine göre muhtesadın mülkiyeti ile ilgili dava açmak üzere davalı paydaşa süre verilmeli,açılan dava bekletici mesele yapılıp sonucuna göre karar verilmelidir.
Öte yandan 492 Sayılı Harçlar Yasasının mükerrer 138.maddesinin sonuna eklenen fıkra gereğince hüküm tarihine göre taşınmazın satış bedeli üzerinden %09,9 nisbi karar ve ilam harcı alınması gerekeceği gözönünde tutulmaksızın %09 oranında harca hükmedilmesi de doğru değildir.

Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 28.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.