Davanın reddine
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, davacı ..., davacı ... vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, İlk Derece Mahkemesinin 20.05.2021 tarihli tarihli ek kararıyla, davalı Hazine vekilinin temyiz isteğinin temyiz sınırının altında kalması nedeni ile reddine karar verilmiş olup, davalı Hazine vekili tarafından iş bu ek karar ve davacı ... ve davacı ... vekili tarafından asıl karar temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Kadastro sırasında Trabzon ili Köprübaşı ilçesi Akpınar Köyü 168 ada 1 parsel sayılı taşınmaz 1.274.470,10 m2 yüzölçümü ile senetsizden orman vasfıyla Hazine adına tespit görmüştür.
Davacı ... dava dilekçesinde özetle; çekişmeli taşınmazın sınırları içerisinde babasından kalan ve mahkeme kararıyla tapuya kayıtlı taşınmazlar olduğunu öğrendiğini ve adına tescilini talep etmiştir. Birleşen dosya davacısı ... vekili dava dilekçesinde özetle; çekişmeli taşınmaz üzerinde bulunan kendisine ait taşınmazların adına tescilini talep etmiş, Mahkemece dosyalar birleştirilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davacı ... ve birleşen dosya davacısı ...'ın davalarının reddine karar verilmiş, hüküm davacı ..., birleşen dosya davacısı ... ve davalı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 10.10.2017 tarihli ve 2016/1881 Esas, 2017/7531 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur.
Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince, "davacı ...'ın sunduğu tapu kaydının üç hudut itibari ile dava konusu ettiği yere uyduğu ancak sınırlarında yöresel işaretlerin (taş, tel, duvar, çit) bulunmaması nedeniyle sınırlarının muallak olduğu, gayri sabit hudutlu olduğu anlaşılarak krokide A ve B harfleri ile gösterilmiştir. ...'ın dava konusu ettiği yer ile orman arasında belirgin bir sınırın olmadığı, mahalli bilirkişilerce gösterilen sınırların ise muallak olduğu anlaşılarak krokide C harfi ile gösterilmiştir. Ziraat yüksek mühendisi raporunda, dava konusu A, B ve C harfleri ile gösterilen alanlarda gübreleme, yabancı ot mücadelesi, hastalık ve zararlılarla mücadele, çapalama, hasat vb. zirai teknik işlemlerin insan gücü ile yapılabilmesi için gerekli olan fiziki kriterlere sahip olmadığını, dava konusu alanların çevresinde bulunan büyük taç yapısına sahip orman ağaçlarının yapmış olduğu gölgeleme nedeniyle vejetasyon döneminde gerekli olan güneş ışığından faydalanılamadığını ve dolayısıyla yetersiz güneşlenmenin tarımda sınırlayıcı bir etki yapmasından dolayı bu gibi alanlarda bu şekilde bitkisel üretim (tarım) yapılamayacağını yapılsa bile ekonomik olmayacağını, dava konusu alanların, mevcut vasfı, kullanım şekli, toprak yapısı, bitki örtüsü, topoğrafyası itibarı ile kadim tarım arazisi niteliğinde olmayan yerlerden olduğunu, davalı alanların etrafında bulunan orman parselinden ayırıcı kadim bir unsur bulunmadığı, taşınmazın içinde ve çevresinde orman ağaçlarının ve orman altı florasının bulunduğu, A,B,C alanlarının çevresindeki orman ile bütünlük içerisinde olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla taşınmazların zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi niteliğinde olmadığı anlaşılmıştır. Orman yüksek mühendisleri bilirkişi kurulu eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planı üzerindeki yaptıkları incelemede, 168 ada 1 numaralı parsel içerisinde sahiplik iddiasında bulunan "A","B","C" rumuzu ile gösterilen alanların 1937 yılında ürürlüğüne giren 3116 Sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerden olduğu, 4785 Sayılı Orman Kanunu ve 5658 sayılı yasalar ile ilişiğinin olmadığı halen yürürlükte bulunan 6831 sayılı Orman Kanununun 1. maddesi uyarınca orman sayılan yerlerden olduğu sonuç ve kanaatine vardıklarını belirtmişlerdir. Bu itibarla, her ne kadar ...'ın dayanak tapu kaydı dava konusu yere uysa da ve birleşen dosya bakımından dava konusu yerde malik sıfatıyla zilyetlik mevcut olsa da tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesi'nin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 Esas-Karar; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 Esas-Karar ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 Esas-Karar sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu" gerekçesi ile ana dosya ve birleşen dosyanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı ..., davacı ... vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, 20.05.2021 tarihli ek kararındaki "temyiz başvurusunun yalnızca 300,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin olduğu, 300,00 TL vekalet ücretinin karar tarihi itibari ile temyiz sınırının altında kalıp temyiz edilemez nitelikte ve kesin olması" gerekçesi ile davalı Hazine vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Anayasa'nın 36 ncı maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir". Mahkemeye erişim ..., Anayasa'nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ncı maddesinde de herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme ... güvence altına alınmıştır. Buna göre, mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma ..., adil yargılanma ... kapsamındadır.
28.07.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na (3402 sayılı Kanun) eklenen Ek 6 ncı maddesi ile "Kadastro Mahkemesinin veya otuz günlük askı ilan süresinden sonra, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar ve değere bakılmaksızın 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir." hükmü getirilmiştir. Hükmün gerekçesinde belirtildiği üzere, bu madde ile söz konusu davaların miktar veya değerine göre istinaf veya temyiz yoluna tabi olup olmadığıyla ilgili uygulamada oluşan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan adil yargılanma ... kapsamındaki mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma ..., hukuk güvenliği ile hukuki belirlilik ilkesi, 28.07.2020 tarihli ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6 ncı maddesi karşısında, tereddüte yol açan usul kurallarının hakkaniyete halel getirecek kadar aşırı şekilci olarak uygulanmaması ve ... duygusunun rencide edilmemesi gerektiği de gözetildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin temyize konu kararına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği kabul edilmelidir.
Bu nedenle İlk Derece Mahkemesinin, verilen kararın kesin olduğu gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine ilişkin kararı usul ve kanuna uygun bulunmadığından, İlk Derece Mahkemesinin 20.05.2021 tarihli Davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 366/1 maddesi yollamasıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 346/1 inci maddesi uyarınca reddine dair ek kararı kaldırılarak işin esasının incelenmesine geçildi.
2- Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ..., davacı ... vekili ve davalı Hazine vekilinin dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
1- Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin 20.05.2021 tarihli davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 366/1 maddesi yollamasıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 346/1. maddesi uyarınca REDDİNE dair ek kararın kaldırılmasına,
2- Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
427,60 TL peşin harcın temyiz eden ... ile Musa Kazın Sancak'tan alınmasına,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
24.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.