HÜKÜMLER: Mahkûmiyet, beraat
Sanık ... müdafii ve katılan vekilinin duruşmalı inceleme istemlerinin koşulları bulunmadığından, 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 318 inci maddesi uyarınca oy birliğiyle reddine karar verilmiştir.
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Silifke 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.06.2016 tarihli ve 2014/220 Esas, 2016/287 Karar sayılı kararı ile,
a. Sanık ... hakkında dolandırıcılık suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine,
b. Sanıklar ... ve ... hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 2.500,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
1. Sanık ... müdafiinin temyiz isteği özetle; sanığın yüklenen suçu işlemediğine, yüklenen suçun uzlaşma kapsamına alındığına,
2. Sanık ... müdafiinin temyiz isteği özetle; sanığa yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığına, yasa maddelerinin yanlış uygulandığına, şartları oluştuğu halde lehe hükümlerin uygulanmadığına,
3. Katılan vekilinin temyiz isteği özetle; sanık ...'ın mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiğine,
4. Cumhuriyet savcısının temyiz isteği özetle; tüm sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğine,
İlişkindir.
Mut ilçesinde ikamet eden sanıklar ... ve ...'in Aydıncık ilçesinde oto galericilik yapan katılanın iş yerine geldikleri, sanık ...'nın kendisini Mut ilçesinde ticari itibarı bulunan H. G. olarak tanıtıp galeride bulunan 33 YD ... plaka sayılı aracın 17.500,00 TL'ye satışı konusunda katılanla anlaştığı, 06.05.2013 tarihinde noterlikte düzenlenen vekaletname ile katılanın söz konusu aracın satışı konusunda sanıklar ... ve ...'e yetki verdiği, 08.05.2013 tarihinde katılanı cep telefonundan arayan sanık ...'nın bir araca daha ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine katılanın elinde bulunan 33 ZN ... plaka sayılı araç ile birlikte Silifke ilçesinde giderek buluştuğu sanıklar ..., ... ve ... ile anlaştığı ve aynı gün noterlikte düzenlenen satış sözleşmesi ile aracın mülkiyetini sanık ...'e devrettiği, sonrasında sanıkların katılana hem Aydıncık ilçesinde satışı yapılan 33 YD ... plaka sayılı araç hem de Silifke ilçesinde satışı yapılan 33 ZN ... plaka sayılı aracın satış bedelini EFT yoluyla banka hesabına göndereceklerini söyledikleri ancak sanıkların söz konusu EFT işlemini yapmadıkları gibi davaya konu araçları kısa süre içerisinde üçüncü kişilere devrettikleri, sanıkların iştirak iradesi içerisinde hareket ederek hileli hareketlerle katılanı yanıltıp haksız menfaat elde etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işledikleri iddiasıyla açılan kamu davasında; tüm dosya kapsamı itibarıyla, sanıklar ... ve ...'in iştirak iradesi içerisinde hareket ederek katılana karşı zincirleme şekilde dolandırıcılık suçunu işledikleri, sanık ...'ün yüklenen suçu işlediğine veya diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiğine ilişkin delil bulunmadığı kabul edilerek temyize konu mahkûmiyet ve beraat hükümleri kurulmuştur.
1. 5271 sayılı Kanun'un delillerin tartışılması başlıklı 216 ncı maddesinin birinci fıkrasının “Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.” ve ikinci fıkrasının “Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.” şeklindeki hükmü ile, yargılama sırasında ortaya konulan delillerin tartışılmasında davanın taraflarına hangi sıra ile söz verileceği ve davanın taraflarının birbirlerinin açıklamalarına karşı cevap verme haklarının bulunduğu hususu düzenlenmiş olup, iddia ve savunma hakkı açısından yargılamanın anılan maddeye uygun şekilde sürdürülüp bitirilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır. Bu açıklamaya göre, somut olay değerlendirildiğinde;
Hükmün tefhim edildiği 21.06.2016 tarihli oturumda, Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki mütalaasına karşı önce hazır bulunan sanıklar müdafilerine sonra katılan ve vekiline söz verilip, katılan ve vekilinin açıklamalarına karşı sanıklar müdafilerine cevap hakkı tanınmadan yargılamanın bitirilip hüküm kurulması suretiyle, 5271 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesine aykırı davranılarak, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması,
2. Sanık ...'ün savunmasında zeytinyağı fabrikası olduğunu, takriben iki sene önce kendisinden zeytinyağı satın alan sanık ...'dan 70.000,00 - 80.000,00 TL alacaklı olduğunu, sanık ...'nın katılandan satın aldığı davaya konu araçları borcuna mahsuben kendisine verdiğini beyan ettiği hâlde söz konusu alacak-borç ilişkisini kanıtlayan herhangi belge ibraz edemediğinin anlaşılması, katılan tarafından satışı konusunda kendisine doğrudan yetki verilen 33 YD ... plaka sayılı aracın mülkiyetinin öncelikle kardeşine, sonrasında 10.05.2013 tarihinde kardeşi tarafından N. N. isimli kişiye devredildiği, katılan tarafından doğrudan kendisine satılan 33 ZN ... plaka sayılı aracın mülkiyetinin öncelikle A. K. isimli kişiye, sonrasında 14.05.2013 tarihinde A. K. vekili olan sanık ... tarafından Z. B. isimli kişiye devredildiğinin anlaşılması karşısında; sanık ...'ün savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu, katılana karşı işlenen dolandırıcılık suçunda diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiği ve mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, dosya kapsamına uygun düşmeyen ve isabetsiz gerekçeyle beraatine hükmedilmesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
3. Kabule göre de;
Sübutu kabul edilen dolandırıcılık suçu yönünden, hükümden sonra 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaştırma işlemleri için gereği yapılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Silifke 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.06.2016 tarihli ve 2014/220 Esas, 2016/287 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar ... ve ... müdafileri ile katılan vekili ve Cumhuriyet Savcısının temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.06.2024 tarihinde karar verildi.