Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait ... Hotel işyerinde 01/04/2010-02/04/2014 tarihleri arasında en son 1.450,00 TL ücretle çalıştığı, iş akdini haklı nedenle feshettiği halde kıdem tazminatı ödenmediğinden kıdem tazminatının tahsili için başlattığı icra takibine karşı davalının haksız itirazı üzerine takibin durdurulduğu iddiası ile davalının itirazın iptaline, takibin devamına ve inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Davada hukuki dinlenilme haklarının kısıtlanıp kısıtlanmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu 240/2 madde de; "Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez " hükmü yer almaktadır.
Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur.
Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikle getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uymamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir.

Savunma hakkı Anayasamızın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır.

İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usûl hukukumuza yansıtılmıştır.
Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın "açıklama ve ispat hakkı"nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının, usul hukuku hükümlerine aykırı olarak ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur
Somut olayda; Davacı iş akdini haklı nedenle feshettiğini iddia etmiş ve tanık deliline dayanmıştır. Ön inceleme duruşmasından önce mahkemece resen hazırlanan 25/03/2015 tarihli dosya inceleme tutanağı ile tanık isim ve adreslerini bildirmesi için davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verilmiştir. Ön inceleme duruşması için mahkemeye gelen davacı vekili duruşmanın gecikmesi sebebiyle uçağını kaçıracağından bahisle mahkemeye sözlü olarak beyanda bulunmuş, mahkemece davacı vekilinin bu beyanı tutanak ile tespit edilmiş ve davacı vekilinin yokluğunda ön inceleme duruşması yapılmış, hazır olan davalı tanıkları dinlenmiş, davacı vekili mazeretli sayılmıştır. Ön inceleme duruşma zabtını uyaptan tebliğ alan davacı vekili tanıkların isim ve adreslerini bildirerek tanıklarının dinlenmesini talep etmiş ise de mahkemece davacı tanıklarının dosya inceleme tutanağı ile verilen 2 haftalık kesin sürede bildirilmediği, bir önceki ve bu celse tanıkların hazır edilmediği gerekçesi ile davacının tanık dinletme talebinin reddine karar verilerek, davacı tanık beyanları dinlenmeden işin esası hakkında karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Zira mahkemece, davacıya tanık listesini sunması için verilen kesin süreye ilişkin dosya inceleme tutanağında, kesin sürenin yasal sonuçları hatırlatılmadığı gibi, delillerin celbinde kullanılmak üzere yatırılması gereken avansın da dökümü yapılarak açıklanmamış olup mahkemenin verdiği kesin süre geçerli değildir.
Hukuk Genel kurulunun 22.01.2016 tarihli 2014/2-433 esas – 2016/63 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere ön inceleme duruşmasından önce davanın daha başında (tensiple) " tarafların tanık bildirmelerini" beklemek doğru olmadığı gibi, bu yönde tensiple kesin mehil verilse bile, bu hukuki sonuç doğurmaz. Çünkü delil çekişmeli vakıalar için gösterilir (HMK. madde 187/1).Taraflar arasındaki çekişmeli hususlar ise ön inceleme duruşmasında belirlenir (HMK. madde 140/1). Tahkikat tespit edilen çekişmeli hususların çözümü için yürütülür. O halde davacının bildirdiği tanıkları savunması çerçevesinde dinlenmeli ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucu uyarınca karar verilmelidir. Bu yapılmadan davacının hukuki dinlenilme hakkı ile savunma hakkı kısıtlanarak eksik inceleme ile hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

Temyiz olunan kararın, SAİR HUSUSLAR İNCELENMEKSİZİN yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.