Davanın reddine

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 07.01.1998 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması bulunmaktadır. 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 Sayılı Kanun) geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro sırasında İzmir ili Torbalı ilçesi ... Mahallesi 452 ada 4 parsel sayılı 67.111,04 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın 1967 yılında yapılan ilk tesis kadastrosu sırasında orman (çalılık) olarak tescil dışı bırakıldığı, 1997 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında orman sayılmayan alanda kaldığı, 1997 yılından bu yana ... ve ... tarafından zeytinlik, incirlik ve tarla olarak kullanıldığı, 16.04.2008 tarihli satış senedi ile ...’ya satıldığı, halen ...’nun zilyetliğinde bulunduğu, ancak zilyetlik şartlarının tam ve kesin olarak oluşmadığı belirtilerek tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilerek, beyanlar hanesine “Bu parsel ... oğlu ... kullanımında olup üzerindeki incir ve zeytin ağaçları kendisine aittir.” açıklaması yazılmıştır.

Davacı ... vekili dava dilekçesinde, satış senetleri ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak 452 ada 4 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün müvekkili adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır.

Birleşen dosya davacısı ... vekili dava dilekçesinde, ırsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak 452 ada 4 parsel sayılı taşınmazın davacı adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır.

Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmaz yönünden yasada belirtilen belgesizden zilyetlikle edinim koşullarının gerçekleşmediğinı belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, "çekişmeli taşınmazın (B) harfi ile işaretlenen bölümünün imar ihya edilmediği, (A) harfi ile işaretlenen kesiminin ise 1967 yılında çalılık olarak tescil dışı bırakıldığı, birleştirilen davanın davacısı ...’un babası tarafından imar ihya edildiği, 14.05.1993 tarihli satış senedi ile ... ve ... Tonguş tarafından ... ve ...’a satıldığı ve zilyetliğin devredildiği, anılan satış senedindeki imzanın ... tarafından inkar edilmediği, ... ve ...’ında 16.04.2008 tarihli satış senedi ile ...’ya sattıkları, halen ...’nun zilyetliğinde bulunduğu, ... yararına 3402 sayılı Kanun'un 14. ve 17. maddelerinde düzenlenen imar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu" gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine, çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin iptal edilerek fen bilirkişilerinin 09.01.2011 tarihli raporlarına ekli krokide (A) harfi ile işaretlenen 40.360,06 metrekare yüzöçümlü kesiminin davacı ... adına, (B) harfi ile işaretlenen 26.750,98 metrekare yüzölçümlü bölümünün Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; hükmün, birleşen dosya davacısı ... vekili ile davalı Hazine vekili tarafından çekişmeli taşınmazın (A) harfi ile işaretlenen kesimi yönünden temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi'nin 16.10.2017 tarihli ve 2017/9218 Esas, 2017/7805 Karar sayılı ilamıyla "birleşen dosyanın davacısı ... vekilinin temyiz itirazları yönünden, dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, ... tarafından da imzalanan 14.05.1993 tarihli satış senedi de gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulduğuna göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yönünden ise mahkemece; öncesi itibariyle orman sayılan yerlerin tapu ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği, 6831 sayılı Kanun'un 1/j maddesi uyarınca funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan yerlerin orman sayılacağı gözetilerek, öncelikle, halihazır harita, topoğrafik haritalar, münhanili kadastro paftası bulundukları yerlerden getirtilip önceki bilirkişiler dışında halen Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman serbest orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, bir ziraat mühendisi vebir Jeodezi fotogrametri uzmanı harita mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, eğim ölçer aletler (klizimetre) kullanılıp, münhanili kadastro paftasından, memleket haritası, halihazır harita ve topoğrafik haritalardan da yararlanılmak suretiyle temyize konu taşınmazın gerçek eğimi belirlenmesi, yöreye ait en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planı davalı yerler ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle temyize konu taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116,4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanması; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun'un 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ile 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 3.3.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmesi; taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü, ağaçların yaşı, cinsi, sayısı, kapalılık durumu, çevresi, incelenmeli, yukarıda değinilen belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ve hava fotoğrafının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafı ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, temyize konu yerin konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri, ayrıca hava fotoğrafı stereoskop aleti ile üç boyutlu inceletilip, temyize konu taşınmazın üzerinde neler gözüktüğünü (bitki örtüsü, ağaçların cinsi, sayısı vb.) belirtir şekilde yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, temyize konu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde bu kez davacı ... yararına 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17. maddeleri gereğince imar-ihya ve zilyetlik yoluyla taşınmaz edinme koşullarının araştırılması gerekeceğinden, bu kez fen, orman ve ziraat bilirkişi tarafından dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin olarak 1985-1990'lı yıllara ait 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğrafları, topoğrafik harita ve kadastro paftası ile çakıştırıldıktan sonra mahalline uygulanmalı, stereoskop aletiyle incelenmeli, taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığı belirlenmeli, imar ve ihya yapılmışsa hangi tarihte başlayıp tamamlandığı, kimden kime kaldığı, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü ve ekonomik amacına uygun olup olmadığı, maddi olaylara dayalı ve ayrıntılı olarak, taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişiler ile taraf tanıklarından sorulmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu yukarıda belirtilen ve gerçeğin kendisi olan belgelere dayalı olarak düzenlenecek bilirkişi kurulu raporuyla denetlenmeli, davacı ve eklemeli zilyetler yönünden Yazıbaşı Köyü çalışma alanında 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesindeki 40/100 sınırlamasının aşılıp aşılmadığı araştırılmalı, bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilip yukarıdaki açıklamalar da gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi" gereğine değinilerek mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, "mahallinde yapılan keşifte görevli bilirkişiler tarafından sunulan bilirkişi raporu ve ekindeki çakıştırma haritaları ile hava fotoğrafları ile 11.10.2019 tarihli bilirkişi ek raporuna göre davalı taşınmazın bulunduğu bölgede 766 sayılı Kanuna göre yapılan arazi kadastrosunun 1969 yılında kesinleştiği, 6831 sayılı Kanuna göre yapılan orman kadastrosunun 1998 yılında kesinleştiği ve davalı taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları dışında kaldığı, bilirkişi raporlarında dava konusu taşınmazın kuzey bölümünde ortalama eğiminin %22, güney bölümünde %26 olduğu, taşınmazın toprak muhafaza karakteri taşıdığı, en eski memleket haritası ve hava fotoğraflarında taşınmazın çalılık niteliğinde olduğu belirtilmiş olup 6831 sayılı Kanun'un 1/J maddesi kapsamında eğimi % 12'yi aşan (toprak muhafaza karakteri taşıyan) çalılık niteliğindeki taşınmazda sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği, orman kadastrosunun yapıldığı ve dava konusu taşınmazın orman sınırları dışında bırakıldığı 1998 tarihinden itibaren kadastro tespit tarihine kadar zilyetlik süresinin dolmadığı, taşınmazın imar ve ihyasının tespit tarihi itibariyle tamamlanmadığı ve davacı lehine tescil koşullarının oluşmadığı” gerekçesiyle davanın reddine, birleşen dava dosyası hakkında davanın reddine dair karar kesinleştiğinden bu konuda yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, davacı ... tarafından açılan tescil davasının reddine, 452 ada 4 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın beyanlar hanesine hükme esas alınan 12.06.2019 tarihli bilirkişi raporunda cins, yaş ve sayıları belirtilen toplam 519 adet zeytin ve incir ağacının ...'ya ait olduğu şerhinin yazılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

S O N U Ç: Yukarıda açıklanan sebeplerle; temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,

Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.