Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
5271 sayılı Kanun'un 260/1. maddesine göre ihaleye fesat karıştırma suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunduğu ve vekilinin 20.04.2020 havale tarihli dilekçesi ile sanıklar hakkında açılan kamu davalarına katılma talebinde bulunduğu, bu talebin 7417 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önceki tarihe tekabül etmesi karşısında, 3628 sayılı Yasa'nın değişiklik öncesindeki 18/2. madde ve fıkra hükmü uyarınca Hazinenin başvuru tarihinde sanıklar hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan açılan kamu davalarında müdahil sıfatını kazandığı ancak resmi belgede sahtecilik suçundan doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan, bu nedenle bahse konu suçtan verilen hükümleri temyiz etme hakkı bulunmadığı anlaşılan Hazinenin bu suçtan kurulan hükümlere yönelik vekili aracılığıyla yapmış olduğu temyiz talebinin 1412 sayılı Kanun'un 317. maddesi uyarınca REDDİNE, incelemenin katılan Hazine vekilinin sanıklar hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan verilen beraat hükümlerine, sanıklar müdafiinin ise müvekkilleri hakkında her iki suçtan kurulan hükümlere yönelik vekalet ücretine hasren vaki temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
A.Sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik sanıklar müdafiinin vekalet ücretine hasren vaki temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Ceza Genel Kurulunun 01.06.2021-12/45-234 sayılı Kararında belirtilen “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, vekalet ücretinin tayininde esas ve ilke olarak sanıkların adedini ya da bir sanığın birden çok suç işlemiş olmasını değil, usulünce açılan ve avukat tarafından takip olunan dava dosyası adedini ele almakta ve taraflara yükletilecek avukatlık ücretinin her dava dosyası için ayrı ayrı tayinini öngörmüş bulunmaktadır. Buna göre ayrı ayrı dava açılmadıkça vekâlet ücretinin de ayrı ayrı tayin ve takdiri mümkün değildir” ve “...aynı dava dosyasında aynı suçtan yargılanan birden fazla sanığın tek müdafi ile temsil edilmesi ve yargılama sonucunda sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi sebebiyle, müdafi tarafından sanıklara sunulan avukatlık hizmetinin sanık sayısınca bölünmesi mümkün olmadığından sanıklar lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte Avukatlık Kanunu'nun 169. maddesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. maddesi uyarınca avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacak şekilde avukatlık ücretinin belirlenmesi gerektiği” hususları nazara alınarak, kendilerini tek vekille temsil ettiren ve haklarında beraat kararları verilen sanıklar yönünden tek vekalet ücretine hükmedilmesi ve bu ücrette avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, tek bir vekalet ücretine hükmedilip bu ücrette artırım yapılmamasının usûl ve yasaya aykırı olduğu ancak Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucu sanıklar hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan açılan kamu davalarının zamanaşımına uğradığından bahisle düşmesine karar verildiği, böylece sanıkların yüklenen tüm suçlardan beraat etmedikleri ve avukatlık hizmetinin bölünemeyeceği hususları dikkate alınarak, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Genel Hükümlerinin 14/5. maddesi gereği sanıklar lehine vekalet ücreti takdirinin mümkün olmadığı, öte yandan incelemeye konu olan ve sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik aleyhe temyiz isteminin de bulunmadığı nazara alındığında bu hususlar bozma sebebi yapılmamıştır.
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri, eleştiriler dışında, usûl ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
B.Sanıklar hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan verilen beraat hükümlerine ilişkin sanıklar müdafiinin vekalet ücretine hasren ve katılan Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise:
Dava konusu ihaleler nedeniyle kurum zararı oluşmadığı nazara alındığında; sanıklara isnat edilen eylemlerin suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve sanıkların lehine olan 5237 sayılı Kanun'un 6459 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle değişik 235/3-b maddesi kapsamında düzenlenen ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturabileceği, bu suçun söz konusu maddede öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, son suç tarihi olan 14.08.2009 ile inceleme günü arasında ilaveli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından hükümlerin 5237 sayılı Kanun'un 7/2 ile 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddeleri de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Yasa'nın 322/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri gereğince sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE 12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.